fayda

  • fayda
Author's Posts:
Aase Sendromu Nedir, Nedenleri, Belirtileri ve Tedavisi

Aase Sendromu Nedir?

Aase sendromu ( Aase-Smith sendromu) genetik kusurlarla karakterize bir durumdur. Aase sendromu anne ve babadan kaynaklanan bir problemdir. Kalıtımsal nedeni bilinmemektedir.

Aase sendromunda kansızlık ile birlikte seyreden iskelet ve eklem bozuklukları şeklinde kendini gösterir. Bazı çocuklar da ek deformiteler olabilir .Aase sendromu çok nadir görülen bir durumdur. Tıp literatürün de sadece 24 vaka kayda geçmiştir.

Aase Sendromu Nedenleri?

Aase sendromu nedenleri bilinmemektedir. Fakat uzmanların görüşü kalıtımsal olduğu yönündedir. Aase sendromu olan çocukların kardeşlerinde de benzer sorun görülebilmektedir. Aase sendromlu çocukların yaşadığı anemi, kemik iliğinin az gelişmişliğinden kaynaklanmaktadır. Buradaki problem, kemik iliğinin yeterli sayıda kırmızı kan hücresi oluşturmamasından kaynaklıdır.

Aase Sendromu Belirtileri

  • Dar omuzlar
  • Yarık damak ve dudak
  • Soluk cilt
  • Eklemlerin tam uzatılamaması
  • Deforme kulaklar
  • Sarkık göz kapakları
  • Küçük eklemler veya eklemsizlik
  • Bazı çocuklarda aneminin bir belirtisi olan yorgunluk ve halsizlik
  • Bıngıldağın geç kapanması
  • Kalp defekti

Aase Sendromu Nasıl Teşhis Edilir?

Aase sendromunun teşhisi için, doktorunuz fiziksel bir muayene gerçekleştirecektir. Kemik deformiteleri için, film isteyebilir. İki veya daha fazla kusur tespit edildiğinde tam kan sayımı yaptırmanız gerekmektedir. Çocuğunuzdaki kırmızı kan hücrelerinin eksikliği bu testle ortaya çıkacaktır.

Ekokardiyagrafi ile kalbin hareketli görüntüsü istenebilir. Kemik iliğinin sağlıklı olup olmadığına bakmak için kemik iliği biyopsisi isteyebilir. Kemik iliği kemik içerisinde bulunan ve kan hücrelerini oluşturan süngerimsi bir yapıdır.

Aase Sendromu Tedavisi

Aase sendromunun nedenleri bilinmese de tedavisi mümkündür. İlk olarak doktorunuz stereoid bir ilaç önerebilir. Bu ilaç Aase sendromu olan çocuklardaki kansızlığı tedavi amaçlıdır.

Ayrıca Aase sendromlu çocuklardaki kansızlık problemi için kan nakilleri de söz konusudur.Kan nakli sırasında donör kanı bir intravenöz (IV) hattı üzerinden çocuğunuza verilir. Aase sendromu olan bir çocuk 1 yıl boyunca kan nakli alması gerekebilir.

Diğer bir tedavi yöntemi ise kemik iliği naklidir. Kemik iliği nakli sağlıklı kemik iliği kök hücreleri ile hasarlı kemik iliğini değiştirmek için yapılır.

Aase sendromunda var olan deformatiler kalıcı olabilir fakat kansızlık tedavi edilir.

Aase Sendromu Komplikasyonları

Şiddetli Aase sendromu olan çocuklar erken yaşama veda ederler veya ölü doğarlar. Komplikasyonlar şu şekildedir; zayıflık, yorgunluk ,kanda oksijen azalması.

Diğer komplikasyonlar kalp kusurları ile çocuklarda ortaya çıkabilir. Bu komplikasyonlar büyük ölçüde değişmektedir. Erken tedavi komplikasyonları önlemenin tek yoludur.

Aase Sendromu Önleme

Aase sendromundan çocuğunuzu önlemenin için kesin bir yolu yoktur. Ancak genetik danışmanlık sizin ve eşinizin kusurlu genlerini kontrol ettirmek için yardımcı olabilir.

26 Eylül 2019 / by / in
Soğuk Algınlığı ve Grip Arasındaki Farklar Nelerdir?

Gribe mi yakalandınız yoksa soğuk algınlığına mı? Yoksa bu hastalıklarını arasında bir fark olmadığını mı düşünüyorsunuz. Öncelikle belirletelim ki iki durumda farklı rahatsızlıklar ve farklı mikroplar aracılığıyla bulaşmaktadır. Grip ve soğuk algınlığının birçok benzer semptomları olduğu için karıştırmanız muhtemel fakat karşılaştırma tablomuza göz atarak hangi hastalığa yakalandığınızı tespit edebilirsiniz.

Soğuk algınlığı ve grip arasındaki farkları öğrenmeden önce hastalıkların ne olduğuna ve nasıl bulaştığına göz atalım.

Grip Nedir?

Influenza isimli virüse verilen yaygın bir ad olan grip, son derece bulaşıcı olan bir solunum yolu hastalığıdır. A ve B virüsleri,öksürük ve hapşırık kaynaklı olarak üst veya alt solunum yolları aracılığıyla bulaşması sonucu oluşmaktadır. Grip hastalığı en sık olarak kış aylarında ve ilk bahar zamanlarında görülmektedir.

Soğuk Algınlığı Nedir?

Soğuk algınlığı en çok yaşanan hastalıklardan biridir. Gribin aksine bir çok virüs soğuk algınlığına sebep olabilmektedir.  En çok rastlanan Rhino virüslerine son bahar ve ilk bahar aylarında rastlanmaktadır. İlk hastalığı yakalanma anından 1-2 gün içinde bulaşıcı bir hale gelir.

Soğuk Algınlığı ve Grip Arasındaki Farklar Nelerdir?

Her iki hastalıkta solunum yolu kaynaklı rahatsızlıklar arasındadır. Ancak her iki durum içinde farklı virüsler söz konusu olmaktadır. Grip hastalığı boğaz, burun ve akciğer dahil solunum sistemini bozabilen bir durum olmasına karşın soğuk algınlığı ise sadece üst yolunum yollarını etkilemektedir. Bu nedenle gribe yakalandığınız zaman soğuk algınlığına yakalandığınız zamandan daha ağır bir süreç geçirebilirsiniz.

Grip mi yoksa soğuk algınlığına mı yakalandığınızı kendiniz teşhis edebilirsiniz.

Grip hastalığının başlıca belirtileri aniden oluşan titreme ve ateş, vücudun kas bölgelerinde oluşan ağrılar, baş ve boğaz ağrısıdır.

Soğuk algınlığı hastalığının başlıca belirtileri ise kuru öksürük ve boğazda dolgunluk hissidir.

Her iki rahatsızlıkta da ortak olarak burun akması ya da tıkanıklığı, yorgunluk, halsizlik ve boğaz ağrısı yaşanmaktadır. Aşağıda belirttiğimiz şablona göz atarak rahatsızlığınızı daha net tespit edebilirsiniz.

Durum
Baş Ağrısı
Yorgunluk
Hapşırma
Öksürük
Ateşlenme
Vücut Ağrısı, Sızısı
Burun Tıkanıklığı
Boğaz Ağrısı
Engellenebilir mi?
Komplikasyonlar
Grip
2-3 hafta sürebilir.
Sıklıkla gözlemlenir.
Bazen gözlemlenir.
Genellikle.
38-39 derece arası
Genellikle.
Bazen gözlemlenir.
Bazen gözlemlenir.
Aşı ve İlaç tedavisi
Zatürre ve Bronşit
Soğuk Algınlığı
Nadir yaşanır.
Hafif bir yorgunluk
Çoğunlukla yaşanır.
Nadir yaşanır.
Nadir yaşanır.
Az bir ağrı hissedilir.
Çoğunlukla yaşanır.
Çoğunlukla yaşanır.
Engellenemez
Kulak ağrısı ve sinüzit

 

25 Eylül 2019 / by / in
Yüzdeki Sivilce İzleri Nasıl Geçer?

Bu yazımızda tarafımıza en çok sorulan sorulardan olan yüzdeki sivilce izleri nasıl geçer ve yüzdeki sivilce yaraları nasıl geçer konusunda oldukça etkili olan bir üründen bahsedeceğiz. Yüzdeki sivilce izleri ve lekeleri her zaman başımızın belası olmuşlardır.

Sivilceler geçtikten sonra yüzde oluşan sivilce izleri özellikle gençlerin ve genç yetişkinlerin kendi görünümleri ile ilgili endişeleri olduğunda utanç verici olabilirler. Bu durum sadece genç insanların yaşadığı bir durum değildir.

Birçok insan ergenlik döneminden ve yetişkinlik döneminden beri kötü sivilcelere ve sivilce izlerine maruz kalmaktadırlar.Bu yüzden bu durum sadece genç insanların yaşadığı bir sorun değildir.

Kontrolsüz bırakılırsa, sivilce yüzünüzde ve vücudunuzda kötü yara izlerine neden olabilir.

Çoğunlukla kullanılan kapatıcılar sivilcenizi örtmek için geçici bir çözüm olup daha da kötü bir hale getirebilirler.

Çünkü bu şekilde yapılan geçici çözümler sorunun köküne ulaşmaz.

Ayrıca kullanılan kapatıcılar cildinizin kıl foliküllerinden gelen iltihaplanmalara yol açar.

Sivilceler, küçük veya orta boy kaynaklarla karakterizedir.

Kırmızı olabilirler ya da irinle dolu beyaz olabilirler ve açılabilirler.

Aşağıda bağlantı adresini verdiğimiz yazımızda sivilcelerin nasıl oluştuğu ve resimlerle sivilce türlerini anlattığımız konumuza erişebilirsiniz.

Yüzdeki sivilce izleri nasıl geçer konumuza başlamadan önce sivilceler neden yara izi bırakır konusuna değinelim.

Sivilceler Yara İzine Neden Dönüşür?

Stres, hormonlar, genetik ve yetersiz cilt bakımı gibi bakteri popülasyonunun büyümesine neden olabilecek bazı etkenler bulunmaktadır.

Bu durum, derideki saç köklerinin derinlerinde meydana gelen çeşitli koşullardan kaynaklanır.

Bakteriler, yağ bezlerinin de cildinizde fazla süre kalmasına neden olabilir.

Saç folikülleri ölü deri hücreleri ve çok fazla yağ ile tıkanabilir, bu da büyük kırmızı iltihaplı sivilcelere ve kırmızı bir döküntüye neden olabilir.

Genellikle sivilce yüzün sadece bir kısmıdır, ancak orijinal enfeksiyon düzgün bir şekilde tedavi edilmezse kısa sürede yayılabilmektedir.

Bir ya da iki sivilce çabucak iyileşebilirken, cildinizde ne kadar çok sivilceler varsa, sivilce yara izi artar.

Bunun nedeni sivilcelerin sıklıkla beyaz irin ile enfekte olmasıdır.

Bu iyileşme sürecinin normal bir parçasıdır, ancak sivilceler açılabilir.

Ayrıca, onları sıkmak veya onları kaşımak ciltte yara izi bırakabilir.

Şimdi yüzdeki sivilce izleri nasıl geçer sorusunun cevabına göz atalım.

Yüzdeki Sivilce İzleri Nasıl Geçiriyor?

Elma sirkesi sivilce için etkili bir tedavi yöntemidir ve sivilce izlerini azaltmaktadır.

Yüzdeki sivilce izleri için en basit ve doğal cilt bakım uygulamalarından biridir.

Çünkü basit, doğal ve maliyetsizdir.

Elma sirkesi tek başına kullanılabildiği gibi iyileştirici faydalarını arttırmak ve cilt tahrişini azaltmak için cilt toneri reçetelerine dönüştürülebilir.

Elma sirkesinin yüzdeki sivilce izleri nasıl geçer sorusunun cevabı olmasının birçok nedeni vardır.

Doğal olarak , elma sirkesi elmadan yapılan bir sirkedir.

Elma sirkesi, cildinizdeki doğal asitliği ve pH seviyelerini geri kazandırmaya yardımcı olabilecek yüksek bir asitliğe sahip bir üründür.

Cildinizin pH seviyesi dengede olduğu zaman sivilceye neden olan zararlı bakterilerle daha iyi savaşır.

Ayrıca elma sirkesi yüzünüzde doğal olarak kurur ve cildinizde bir büzücü olarak görev görür.

Bu özelliği sivilcenizi iyileştirmeye yardımcı olacaktır.

Elma Sirkesi ile Yüzdeki Sivilce İzleri Nasıl Geçer?

Yüzdeki sivilce izleri için en etkili yöntem elma sirkesini tampon yapmaktır.

Bir pamuk yardımı ile yüzünüzde oluşan sivilce ya da sivilce izleri için elma sirkesini uygulayabilirsiniz.

Yaklaşık 15 dakika bekledikten sonra cildinizi ılık suyla yıkayabilirsiniz.

Burada dikkat etmeniz gereken elma sirkesinin yüzünüzde alerjik reaksiyon uygulamamasına dikkat etmeniz olmalıdır.

Bu sebeple öncelikle koyduğunuz elma sirkesinin 3 katı kadar su ile karıştırarak tampon uygulayabilirsiniz.

Bu şekilde cildinizde alerji oluşmasının önüne geçebilirsiniz.

Yüzdeki sivilce izleri nasıl geçer konusunun bir diğer cevabı için aşağıda vereceğimiz elma sirkesi kürü tarifini uygulamak olacaktır.

Malzemeler

  • 1 yemek kaşığı sıkma limon suyu
  • 1 yemek kaşığı doğal sirke
  • 2 yemek kaşığı içme suyu (pH değeri yüksek suları seçebilirsiniz.)

Öncelikle bu kürü gece yatarken uygulayacağınız için yatmadan bir süre önce hazırlığınızı yapmalısınız.

Tüm malzemeleri iyice karıştırın ve bir pamuk yardımıyla yüzünüze yatmadan önce sürün.

Sabah kalktığınızda yüzünüzü yıkayarak temizleyin.

Burada dikkat etmeniz gereken bazı durumlar bulunmaktadır.

  1. Bu kürü sadece yüzünüzde sivilce olan yerlere değil tüm bölgelere sürmelisiniz.
  2. Gözünüze temas etmemesi gerekmektedir.
  3. Elma sirkesinin doğal olması gerekmektedir.
Not: Markette satılan elma sirkelerinin çoğu doğal ürünler değildir. Bu sebeple elma sirkesinin doğal olduğuna inandığınız aktarlardan almanızı tavsiye ederiz.

Tabi tarifimizin dışında sivilce yapan yiyeceklerden de uzak durarak bu süreci destekleyebilirsiniz.

Aşağıda sivilce yapan yiyecekler ve sivilce oluşumunu engelleyen yiyecekler listemize ulaşabilirsiniz.

Elma Sirkesi Ne Kadar Sürede İşe Yarar

Yüzdeki sivilce izleri nasıl geçer sorusu için kısa sürede etki ettiğini iddia eden ürünlerden uzak durmanız gerekmektedir.

Bir mucize bekleyerek daha kötü bir duruma gelebilirsiniz.

Elma sirkesinin işe yaraması biraz zaman alacaktır.

Bu sebeple 1-2 gün kullandıktan sonra vazgeçmememiz gerekmektedir.

Ortalama olarak 1 ay düzenli kullandığınızda etkilerini görmeye başlayacaksınızdır.

Tam olarak faydayı sağlamanız için düzenli kullanmanız önemlidir.

Tabi ki sonuçlar kişiden kişiye değişebilir.

Fakat kullanmaya başladığınızda ve etkilerini gözlemlemeye başladığınızda ne kadar bir iyi karar verdiğinizi anlayacaksınız.

Sonuçları tam olarak hissedebilmek için iki hafta beklemeniz gerekebilir.

Cildiniz değişik katmanlardan oluşur. Bu sürede üst epidermisin kendini yenilemesi için gereken süredir. 

Cildinizin üst yüzeyinin yenilenmesi için, bir genç için yaklaşık 30 gün ve orta yaşlı bir yetişkin için yaklaşık 42 gün sürer.

Özellikle yıllar boyunca birikmiş kötü yara izlerinin temizlenmesi daha da uzun sürebilir.

24 Eylül 2019 / by / in
Egzama Doğal Tedavi Yöntemi: Egzama Diyeti

Egzama iltihaplı cilt hastalığı olup Atopik dermatit olarak da bilinmektedir. İşin gerçeği egzama türlerinden biri olan Atopik dermatit, en yaygın olan tür olmasından dolayı bu şekilde bilinmektedir. Egzama ciltte kızarıklığa, tahrişe, döküntülere hatta cilt lekeleri oluşmasına sebep olan bir hastalıktır.

Daha 2 yaş altı çocuklarda görünen bir rahatsızlık olmasına rağmen ergenlerde ve yetişkinlerde de görülebilmektedir. Genellikle genetik olarak ve çevresel etkenlere göre egzama oluşmakta olsa da günümüz teknolojisinde tam olarak sebepleri açıklanamamaktadır.

Gebelik dönemindeki annelerin doğacak olan çocuklarının egzama rahatsızlığına yakalanmaması için daha çok probiyotik alması ve inek sütü içmekten kaçınması gerekmektedir. Bebeklerinin doğumundan sonraki emzirme döneminde de bu beslenme programını uygulamaları tavsiye edilmektedir.

Egzama hastalığına sahip bir çok kişinin rahatsızlığı gıda alerjisi olarak bilinmektedir. Egzama ile ilgili sorunları en aza indirmeniz için kendinizi tanımalı ve aldığınız besinleri takip ederek vücudunuzun tepkilerini ölçmeniz gerekmektedir.

Aşağıda belirttiğimiz listedeki ürünleri alan herkeste egzama olacağı anlamına gelmese de egzamaya en çok sebep olan besinlerin listesidir.

  • İnek sütü
  • Glüten
  • Soya ürünleri
  • Yumurta
  • Balık
  • Kabuklu deniz hayvanları

Eğer egzama rahatsızlığına sahipseniz belirtilen listedeki ürünleri tüketmeniz egzamanın alevlenmesine neden olacaktır.  Bu sebeple egzama dostu bir beslenme programı uygulamak iyi bir tercih olacaktır.

Aşağıda belirttiğimiz listedeki gıdalarla bir beslenme programı uygulayabilir ve egzamanın belirtilerinin artmasının önüne geçebilirsiniz.

Egzama Hastaları Ne Yemeli?

Anti-enflamatuar besinleri tüketmek egzama belirtilerinin ortaya çıkmasını engeller ya da azaltmaya yardımcı olur.

Quercetin (Kuersetin) İçeren Besinler

Kuersetin, bir çok meyve ve sebzeye rengini veren bitki bazlı bir flavonoiddir. Ayrıca güçlü bir antihistamin ve antioksidandır.  Böylece vücudunuzda oluşacak iltihaplanma ve tahrişe karşı vücudun tepkisini güçlendirecektir.

Quercetin içeren besinler aşağıdaki gibidir;

  • Yaban mersini
  • Brokoli
  • Elma
  • Kiraz
  • Ispanak
  • Kiraz

Probiyotik İçeren Besinler

Bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardım eden probiyotik besinlerin tüketilmesi tavsiye edilmektedir. Yoğurt benzeri probiyotik ürünler egzama sonrasında oluşan alerjik belirtileri azaltmada etkili olacaktır.

Probiyotik bakımdan zengin olan ürünler aşağıdaki gibidir;

  • Kefir
  • Gouda peyniri
  • Salatalık turşusu
  • Lahana turşusu
  • Ekşi ekmek
  • Tempeh

Omega 3 Yağ Asitleri

Egzama hastalığına sahipseniz eğer belirtileri azaltmak için anti-inflamatuar kaynağı omega-3 yağ asitleri içeren balıkları tercih edebilirsiniz. Bu sebeple somon ve ringa gibi balıkları tercih edebilirsiniz.

Günlük beslenme programında ortalama 250 mg Omega-3 almanız tavsiye edilmektedir.

Egzama Hastaları Ne Yememeli?

Alerjinizin olduğu besinleri yememeye dikkat etmeniz gerekmektedir. Tabi yediğiniz yiyecekler doğrudan egzama olmanıza sebep olmayabilir fakat egzama sonrasındaki belirtilerin artmasına sebep olabilirler.

Alerjiye sebep olan yaygın besinler;

  • Soya
  • Yumurta
  • Fındık
  • Süt ürünleri

Suni besinler ve koruyucu maddeler içeren besinlerde egzamanın belirtilerinin şiddetlenmesine sebep olabilirler. Örneğin margarin, fast foot ve trans yağ içeren yüksek gıdalar bu grubun içine girmektedir.

Ayrıca fazla şeker içeren besinlerde egzama belirtilerini arttırabilirler. bunun sebebi aşırı alınan şeker insülin seviyesini yükselteceği için iltihaplanmalara sebep olacaktır.

Şeker içeriği fazla olan ve egzama belirtilerini arttıracak besinlere gazlı içecekler, kekler ve smoothie çeşitleri örnek olabilir.

Nasıl Bir Diyet Programı Uygulanmalı?

Egzama hastaları için önerilen iki diyet tipi bulunmaktadır. Dishidrotik ve eleme diyeti egzama rahatsızlığı olanlar için uygun diyet türleridir. Dishidrotik diyet özellikle dishidrotik egzama türüne sahip olanlar için ve eleme diyeti ise egzama tetikleyicisini bilmeyen kişiler için uygundur.

Dishidrotik Diyet

Dishidrotik egzama, ellerde ve ayaklarda oluşan kabarcıklar oluşturan egzama türlerindendir. Detaylı bilgiyi egzama türleriyle ilgili yazmış olduğumuz yazıdaki Dishidrotik egzama kısmından öğrenebilirsiniz.

Özellikle kobalt ve nikel içeren besinlerin tüketilmesi bu egzama türünde belirtilerin armasına sebep olmaktadır. Bu sebeple nikel ve kobalt içeren besinlerden uzak durulması gerekmektedir.

Nikel ve Kobalt içeren besinler;

  • Çavdar
  • Kakao
  • Soya
  • Yulaf
  • Kabartma tozu
  • Kurutulmuş meyveler
  • Konserve yiyecekler
  • Nohut
  • Tam buğday

Eğer yukarıdaki besinleri tüketmek durumunda kalıyorsanız C vitamini içeren besinleri tüketmeniz gerekmektedir. C vitamini,nikel ve kobalt gibi elementlerin emilimini azaltacaktır.

C Vitamini bakımından zengin olan besinler;

  • Portakal
  • Çilek
  • Ananas
  • Mango
  • Kırmızı, Yeşil dolma biber
  • Brokoli
  • Kara lahana
  • Karnabahar
  • Kivi

Eliminasyon (Eleme) Diyeti

Gıda alerjisi teşhisi konan kişilerde eliminasyon diyeti tavsiye edilmektedir. Eğer egzama belirtilerini ortaya çıkartan besinin ne olduğundan emin değilseniz bu diyeti uygulayarak belirtileri azaltabilirsiniz.

Tabi stres ve dış etkenlerin egzama için birer tetikleyici olduğunu unutmamız gerekmektedir. Bu sebeple eliminasyon sistemi her zaman işe yaramayabilir.

Eliminasyon sistemi isminden de anlaşılacağı üzere günlük olarak tükettiğiniz ürünlerin listesini tutmanız ve her üç günde bir ürünlerden birini yemeği bırakarak egzama belirtilerinin artmasına sebep olan besini bulmayı sağlamaktır.

Burada dikkat etmeniz gereken belirtilerin azalması için en az üç gün beklemeniz ve her seferinde bir yiyecek ya da içecek çıkarmanız gerektiğidir.

22 Eylül 2019 / by / in
Mide Ağrısına İyi Gelen Yiyecekler

Mide ağrısı problemlerinde genellikle ilk aşamada doktora gitmek yerine bir takım önlemler almak isteyebilirsiniz. Elbette ki ilerleyen mide ağrısı şikayetlerinizde mutlaka bir doktora başvurmanızı öneririz.

Kendi başınıza alacağınız önlemlerin başında midenizi yatıştıracak birtakım gıdalar tüketmek gelebilir. Peki mide ağrısına iyi gelen yiyecekler hangileridir?

 

Muz:  Muz mideyi rahatlatıcı gıdaların başında gelmektedir. Muz içeriğinde bulundurduğu Potasyum minerali ile ishal, kusma gibi şikayetlerinizde sizi rahatlatır. Ayrıca iştahsız kaldığınız durumlarda vücudunuz için gerekli olan kaloriyi sağlamaktadır.

Pirinç: Pirinç, patates ve yulaf gibi nişastalı besinler sindirimin hafifletilmesi sağlar ve genel bir yatıştırıcı özelliği taşır. Nişastalı gıdalar uzun süre midede kalmaz ve reflü vb. rahatsızlıklarınızın önüne geçer.

Elma Püresi:  Elma kolaylıkla sindirilebilen bir gıdadır. Midenizi yatıştırır, ishali giderir ve kalori sağlar. Ayrıca kabızlık durumlarında lifli bir gıda olmasından dolayı elma önerilmektedir.

Tost: Tost midenizi rahatlatır. Reflüye neden olmaz. Fazla olmamak kaydıyla reçel veya yağ sürerek kızarmış ekmek yiyebilirsiniz. Fakat fazla yağ midenizi rahatsız edebilir.

Çorba: Özellikle çorbanın suyu mide ağrınızı gidermek midenizi rahatlatmak için bulunmaz bir nimet. Yağda pişmemiş olan çorba veya et suyu çok kolay tolere edilir. Kolay sindirilir ve midenizi rahatlatır.

Kraker: Kraker, Pirinç ile aynı kategoriye girer.Kolay sindirilir ve yatıştırıcı bir etkisi vardır.Tabi ki fazla yememek kaydıyla.Bunun yanı sıra kraker, mide asidini absorbe eder. Eğer yüksek tansiyon rahatsızlığınız yok ise tuzlu krakerler iyi etki gösterecektir.

Bitki Çayları: Bitkisel çaylar da (Kafein içermemesine dikkat etmelisiniz.) mide rahatlatıcıdır. Bitki çayları arasında ise inflamasyonu azaltıcı etkisiyle en popüleri papatya çayıdır. Nane çayı pek tavsiye edilmemektedir.

Hindistan Cevisi Suyu: Hindistan cevizi suyunun yatıştırıcı özelliği vardır. C vitamini içerir. Potasyum kalori elektrolit özelliği ile doğal şeker içerir. Fakat ucuz, yapay gıda aromaları içeren meyve sularından uzak durmalısınız. Hindistan cevizi suyu doğal olmalıdır.

Zencefil: Son olarak her derde deva olan; zencefil. Aslında zencefilin mideyi yatıştırıcı özelliği tam olarak kanıtlanmamıştır. Fakat mideyi iyi tolere ettiği bilinmektedir. Bazı durumlar da zencefil çayı mide bulantısını giderici olarak kullanılmaktadır.

 

21 Eylül 2019 / by / in
Reaktif Bağlanma Bozukluğu Nedir? Nedenleri, Tedavisi

Reaktif Bağlanma Bozukluğu Nedir?

Tepkisel Bağlanma Bozukluğu olarak da bilinen ve beş yaş öncesinde başlayan, çocuğun sosyal ilişkilerinde hasar bırakan gelişimsel bir bozukluktur.

Bu bozukluğu olan çocuklar konuşmayı öğrenmeden önceki zamanlarda kendilerini güvensiz bir ortamda ve yetişkinlerin onun ihtiyaçlarını karşılama konusunda yetersiz olduklarını öğrenmektedirler. Duygularını ifade etme konusunda kendilerine bir duvar örerler.

Yetişkinlere bağımlı hissetmezler. Karşılaştıkları sorunları ebeveynleri veya etrafındaki diğer yetişkinlerden yardım alarak yenmek yerine dışarıya karşı ördükleri bu duvarda halletmeye çalışırlar. Bu duvarı dışarıdan birinin yıkmasına karşı büyük tepki gösterirler.

Reaktif Bağlanma Bozukluğu Nedenleri?

Günlük yaşantıda Reaktif Bağlanma Bozukluğu Nedenleri nedir ve hangi durumlardan çocuğumuzu koruyacağımızı şöyle sıraladık;

  • Doğum travması,
  • İstenmeyen hamilelik durumu,
  • Hamilelikte veya doğum sonrası annenin uyuşturucu yada alkol gibi teratojenleri bebeğe maruz bırakması,
  • Erken çocukluk döneminde bireyin yaşadığı duygusal, fiziksel veya cinsel istismar,
  • Anneden erkenden ayrılma durumu,
  • Fiziksel veya duygusal olarak reddedilme,
  • Tutarlı olmayan ve sert ebeveyn tutumları,
  • Aşırı koruyucu, baskıcı ebeveyn tutumları,
  • Yaşadığı yeri çok fazla değiştirme,
  • Travmatik yaşantılar,
  • Yetersiz bakım yada çok defa bakıcı değişmesi,
  • Annedeki depresyon,
  • Uzun süre ağrılı hastalık geçirme,
  • Genç veya yetersiz ebeveynler,

Reaktif Bağlanma Bozukluğu Tedavisi

Tepkisel Bağlanma Bozukluğu bulunan ve bu tanıyı almış çocukların ebeveynlerine tedavi sürecinde büyük görev düşmektedir. Ailenin reaktif bağlanma bozukluğu olan çocuğunu nasıl yönlendirmesi gerektiğini öğrenmeli ve bu konuda eğitilmelidir. Ebeveynlik becerileri arttırılmalıdır. Eğer annede veya diğer ebeveynlerde depresyon hastalığı varsa acilen tedavi ettirilmelidir.

Tedavi sonrasında RAD’lı bireyler tam anlamıyla normal hayat standartlarına ulaşmış bireyler olmaktadırlar.

Tedavide çeşitli terapilerle, güven duygusunun geri kazandırılması, duyguların ifade edilişi, içsel kontrol yönetiminin geliştirilmesi, ikili ilişkileri kurmadaki yeteneklerin geliştirilmesi, sosyal kurallara göre tepki verilmesinin öğretilmesi, hatalı düşünce kalıplarından kurtarılması ve özgüvenin arttırılması gibi çalışmalar yapılmaktadır.

Sonuç olarak, tedavinin amaçları erken kayıpların telafisi, güven duygusunun kazanımı, duyguların şekillenmesi, içsel kontrolün gelişmesi, karşılıklı ilişkilerin kurulması, dışsal yapılara ve sosyal kurallara uygun tepkilerin öğrenilmesi ve yanlış düşünce kalıplarının düzeltilmesi ve özsaygının geliştirilmesidir.

Tedavide Ebeveynlere Düşen Görevler;

Reaktif Bağlanma Bozukluğu tanısı konulmuş bir çocuğun ebeveynin üstüne düşen en büyük görev şüphesiz ki sabırdır. Sabır ile aşağıda bulunan tüm yardımı çocuğunuza rutin olarak göstermelisiniz;

  • Gün içerisinde bazı vakitlerin çocuğa sarılma, dokunma ve sevgi ihtiyacını karşılayarak bağlanmadaki problemleri düzeltme amaçlanır,
  • RAD bulunan çocuklarda bulunan en belirgin özellik yakınındakilerle göz kontağı kurmazken, yabancılarla kurabilmeleridir. RAD’lı çocuklara sık sık ebeveynleriyle göz kontağı kurması konusunda teşvik etmek gerekmektedir.
  • Hata yaptığında veya söz dinlemediğinde diğer dış uyaranlardan uzak ve sessiz bir ortamda çocuğun düzgün bir şekilde oturmasını sağlamak,
  • RAD bulunan çocuklar, kendilerine yaklaşılmasından hoşlanmazlar, iyi iletişim için sınır olmamalıdır bunun için çaba sarf etmek gerekebilir. İyi bir davranış elde etmek yada ebeveyne karşı bağlılık kazanmak için sinirlerimize hakim olmayı bilmeliyiz.
  • RAD bulunan çocuklar, pasif aktivitelerden kesinlikle uzak durmalıdırlar. Televizyon, tablet veya bilgisayar kullanımlarında sınırlandırılmalıdırlar. Zeka oyunları, gibi problem çözme yada aktif olan oyunlar seçmelerine teşvik edilmelidirler.
  • Çok sık evdeki eşyalara zarar verirler. Kesinlikle ebeveynleri ile ilişkilerini evdeki eşyalar üzerinden kurmamaları gerekmektedir.
  • Ev dışında nasıl davranmaları gerektiği konusunda sorunlar yaşarlar, bu yüzden de onun gitmesi yerine arkadaşlarını eve davet etmek, arkadaşlıklarını bozmamak gerekmektedir. Ev dışında olmadığında davranışları kontrol altında tutmak daha kolay olacaktır.
19 Eylül 2019 / by / in ,
Sağlıklı Saçlar İçin Öneriler

Uzun ve sağlıklı saçlar için her kadının bildiği pek çok uygulama vardır. Hepimizin bildiği yöntemler ama uygulama kısmında çoğunlukla üşengeçlikten pas geçiliyor. Sağlıklı saçlara sahip olmak istiyorsak, uyguladığımız yöntemleri devamlı hale getirmeliyiz ve aşağıdaki kurallara dikkat etmeliyiz.

Saçlarınızı Sıklıkla Kestirin

Saçlarımız boyadan, şekillendiricilerden ve hatta sık sık taranmaktan dahi yıpranır. Bir süre sonra uçları kırılır, kurur ve çatallı kötü bir görünüme sahip olur. Bu da saçları sağlıksız gösterir.

Uzun ve sağlıklı saçlar için her ay uçlarını yarım santim kadar kestirmeliyiz. Böylelikle sağlıksız kısımlardan kurtulacağı için gür, canlı ve parlak görünür.

Saç Derinize Masaj Ve Bakım Yapın

Saçlarınızı yıkamak harici saç derisine uygulayacağınız masaj dahi saçları mutlu edecektir. Bunun için avokado ve hindistan cevizi yağlarını kullanabilirsiniz. Bu tür yağlar saç derisini besler ve güçlendirir.

Sağlıklı saçlar için güçlenen saç derisi de önemli bir yer tutmaktadır. Bu yağların haricinde saç için özel üretilen bakım serumlarını da kullanabilirsiniz. Şampuanın etkisini arttıracaktır.

Evde Saç Bakımı Nasıl Yapılır? yazımızdaki saç bakımlarını inceleyebilirsiniz.

Doğru Kesim Yapılması

Her yüz tipi için saç modelleri değişmektedir. Öncelikle yüzümüzün hangi tipte olduğunu bilmeli ve ona göre saç modelleri seçmeliyiz. Aşağıdaki örnek resimde göreceğiniz gibi yüz tiplerine göre saç modelleri bulabilirsiniz.

Doğru Saç Kesimi

Öncelikle yüzümüzün hangi tipte olduğunu bilmeli ve ona göre saç modelleri seçmeliyiz.

Kuru Şampuan Kullanımı

Kuru şampuan kullanımı her ne kadar sağlıklı gibi görünmese de aslında uzun ve sağlıklı saçlar için uygulaması hem pratik hem de faydalıdır. Ayrıca saç dipleri için de sağlıklıdır çünkü diplerde saç için faydalı olan yağları silip süpürmeden saçlarınızı temizler.
Saç köklerinize uygulayacağınız bir masajla saçlarınıza canlılık katabilirsiniz.

Saçlarınıza Renk Verin

Uzun ve koyu renk saçlar her ne kadar güzel olursa olsun, bazen aralara katılan renk ve ışıltılar iyi fikir olabilir.

Balyaj ya da ombre ile saçlar daha parlak ve canlı gözükeceklerdir. İşlem uygulanmış saçların ise sağlıklı saçlar olması için yine saç yağları kullanılması gerekmektedir.

Yüksek Ve Sıkı Topuz Yapmayın

Eğer uzun ve gür saçlarınız var ise topuzunuzu yüksek yaptığınızda bu kalın topuz ile yüz proporsiyonunuz uyuşmayabilir ve yüzde uyum bozulur. Her yüz tipi için en idel topuz enseye yakın olarak yapılan topuzdur.

Saç derisini de germemek için yapılacak topuz gevşek tutulmalıdır. Bu sayede saç dipleri hava alır ve saç diplerimizde ağrılar oluşmaz.

Hacimli Sağlıklı Saçlar İçin Yapılması Gereken

Saçlar uzadıkça ağırlaşır. Eğer kökler desteklenmez ise dümdüz aşağı sarkarlar ve hacimsiz görünürler.

Saçlara hacim kazandırmak için, dipler nemli iken ‘booster’ denilen saç diplerine hacim veren ve saçları kabartan ürünlerden kullanabilirsiniz. Yine saç diplerine masaj yaparak uygulamanız saçlar için iyi olacaktır.

Saçlar Uykuda Yıpranmasın

Tuhaftır ki saçlar uykuda yastığa sürtündüğü için de yıpranabilir ve kırılabilir. Bu yıpranmaya en çok maruz kalan uzun saçlardır. Uyurken sağa sola döndüğümüzde gerilen, çekiştirilen ve ezilen uzun saçlar.

Bu ihtimali aza indirmek için saten ya da ipek yastık kılıflarında kullanabilirsiniz. Bu kılıflar sürtünmeyi aza indirerek saçların uykuda dahi sağlıklı kalmasına yardımcı olur. Kılıf almak yerine en pratik yöntemi de uygulayabilirsiniz, saçlarınızı tepeden gevşekçe toplayıp yatabilirsiniz.

Saçlarınız Uykuda Yıpranmasın

Saçlarınızı tepeden gevşekçe toplayıp yatabilirsiniz.

Az, Çoktur

Bazen saçlarımıza yaptığımız bakım dahi çok gelebilir. Kullandığımız ürünlere bir ya da iki ay ara vermeli ve daha doğal yollar ile saçlarımızı sağlıklı görünüme kavuşturmalıyız. Mesela yapacağımız doğal dalgalar ile saçlar daha canlı ve hacimli görünecektir.

Bakımda yapın ancak çok da abartmamak gerek. Sonuçta bakım yaparken dahi yıpranmalarına sebep olabiliriz. Aşağıdaki resimde göreceğiniz gibi doğal plaj dalgası saçları uzun ve sağlıklı gösterecektir. Yapımı gayet basit olan bu modeli bigudiler ile yapabilirsiniz.

Az Çoktur

Mesela yapacağımız doğal dalgalar ile saçlar daha canlı ve hacimli görünecektir

Vitamin Takviyesinin Önemi

Uzun ve sağlıklı saçlar için Biotin desteği alabilirsiniz. Bu aynı zamanda saçları güçlendirir ve hızlı uzamasını sağlar. Saçlarınız kalınlaşıp, gürleşir. Yalnız bu vitamini almadan önce dermatoloğa danışmanız daha iyi olacaktır.
Bunun yanı sıra alacağınız A, C ve B12 vitaminleri de saçlarınızı daha parlak, gür ve güçlü yapacaktır.

18 Eylül 2019 / by / in
Böbrek Taşı Nasıl Oluşur ve En Fazla Kimlerde Görülür?

Oluşumunda birden fazla neden olan böbrek taşı hastalığı dayanılması zor çok fazla şiddetli ağrılara neden olur ve tedavi sırasında hastayı yıpratmaktadır. Böbrek taşı nasıl oluşur konusunda ise en önemli etkenlerden bir tanesi ise tüketmekte olduğumuz sebze ve meyveler olduğunu söylersek yanılmayız.

Bunların arasında ise kıvırcık, lahana, marul gibi gıdalar her türlü paraziti, toprağı, kumu vb. şeyleri yapraklarında çok rahat saklayabilmektedirler. Dolayısıyla tükettiğimiz bu gıdaların dikkatli bir şekilde yıkanmamış olması, sebzelerde bulunan tortuların vücudumuza girmesine neden olmaktadır.

Böbreklerimiz vücuttaki kanı süzerken gereksiz olan tüm maddeleri idrar olarak ayrıştırmaktadır. Ayrıştırma sırasında idrar içerisinde bulunmakta olan bazı katı maddeler fazla olduklarında idrar ile dışarıya atılamayarak idrar yollarında birikirler ve böbrek taşlarını oluştururlar. Bu durumun en büyük nedeni ise taş oluşumunu engelleyen maddelerin idrarda yeterli miktarda bulunmamasıdır. Dolayısıyla idrarda bulunan maddeler çöker ve zamanla idrar yolu iltihaplarına ve taş oluşumuna neden olur.

Böbrek Taşı En Fazla Kimlerde Görülmektedir?

  • Ailesinde genetik yatkınlığı bulunanlarda,
  • Fazla hareket edilmeyen işlerde çalışanlar ve yatalak hastalarda,
  • Protein ağırlıklı beslenen kimselerde ya da protein diyeti yapanlarda,
  • Sıcak iklim koşullarında yaşayan kişilerde,
  • Sporcularda,
  • Yaşının kaldıramayacağı yoğunlukta egzersiz yapan kişilerde,
  • Sıvı tüketimi az olan kişilerde,
  • Bazı ince bağırsak hastalıkları ve ameliyatı geçirmiş olan hastalarda,
  • 20-40 yaş aralığında,
  • Kalsiyum, D ve C vitamini ilaçlarının çok kullanılması ve bazı idrar söktürücü, antiseptik ilaçlar böbrek taşı oluşumuna sebep olabilmektedir.

Böbreklerinde Taş Olan Hastada Ne Gibi Durumlar Meydana Gelmektedir?

  • Eğer böbrek taşı idrar akışına engel olmuyorsa kişiler şiddetli ağrılar yaşamamaktadır. Ancak kişilerin sırt ağrısı bel ağrısı, adele ağrısı gibi ufak tefek şikayetleri bulunabilir. Böbreğin tamamı taş ile dolu bile olsa eğer taşlar idrar akışına mani olmuyorsa kişi böbreklerinde taş olduğunu hissetmeyebilir. Ancak böbrek taşları idrar yollarını tıkıyor ise kişide çok şiddetli ağrılar, mide bulantısı ve meydana gelebilir.
  • İdrar kanalları böbrek taşı tarafından tıkandığında idrarda koku, idrar renginin pembeye yakın olması ya da idrarda kan görülmesi gibi durumlar ile karşılaşılabilmektedir.
  • Böbrek taşı rahatsızlığında genellikle idrar yollarında enfeksiyon meydana gelmektedir ve bununla orantılı olarak sık idrara çıkma ve idrar yaparken yanma yaşanabilir. Eğer enfeksiyon böbrek ulaşır ise hasta ateşlenebilir.

 

17 Eylül 2019 / by / in
Ayrılık Psikolojisi Nasıl Atlatılır?

Romantik öğeler bulunduran iletişimler, duygusal anlamda bir etki, psikolojik ve sosyal hayatta değişiklikler, tüm bunlar romantik bir ilişkinin içeriğinda olan şeylerdir. Yazımızda da çok fazla insanın yakından hissettiği, bildiği duygular içeren Ayrılık Psikolojisi Nasıl Atlatılır? Ayrılık Depresyonu Nedir? Sorularına cevap arayacağız.

Ayrılık Sonrası Depresyon

Romantik bir ilişkinin sona ermesi ve hala sevilen ya da sevdiğini düşündüğü birinden ayrı kalmak, büyük bir kayıp hissini yanında getirir. Hatta birçok ayrılmış insan da bunu dile getirir ki, aslında tıpkı ölüm varmış gibi bir kayıp hissi vardır.

Genellikle ilişkiye verilen değer, harcanan zaman ve emekler, bunların boşa çıktığı düşüncesi, kişinin doğal ve ihtiyacı olan duyguların tatmin edilmesinin ayrılıkla beraber yitirilmesi ve partneri ile yaptığı birçok paylaşımın artık olmayacağı gibi birçok sebep bir depresif dönem yaratarak depresyona sebep olabilmektedir.

Ayrılık Sonrası Depresyon Belirtileri

Ayrılık sonrası uyumada zorluk çekme, duygusal hisleri daha yoğun yaşama, stres altında hissetme, kendini görsel olarak çirkin bulma gibi belirtileri vardır. Ancak bu belirtiler birkaç gün sürüyorsa gayet normaldir. Ancak daha uzun sürmesi durumunda depresyon ihtimalini de getirmektedir.

Kaygılı kişilik bozukluğu olan kimseler bu gibi ayrılık durumlarında baş etmede daha büyük zorluklar çeker ve depresyona yakalanma riskleri daha yüksektir. Bazı bireyler partnerini hayatının merkezine koyarlar ya da tüm kararları birlikte alırlar. Böyle olduğunda kesinlikle sürekli kendini suçlama eğilimine girilmemelidir. Unutulmamalıdır ki romantik bir ilişki iki taraflı gerçekleşen bir olgudur.

Ayrılık Psikolojisi Nasıl Atlatılır?

Ayrılıktan sonraki bu dönemi atlatabilmek için çeşitli yollar elbette mevcuttur. Hatta bunun için bilimsel araştırmalar da var ve bunları sizinle paylaşacağız. Öncelikle yapmamanız gereken şey ilişkinizdeki sadece ‘olumlu şeyleri hatırlamak’ bunu ayrılık acısı çeken çoğu çift yapar. Oysa birçok olumsuz şeyler de yaşanmıştır ve bunları da düşünmek sizi rahatlatacaktır.

Uzun süren gönül ilişkilerinde, özellikle evliliklerde insanlar kendilerini tek bir birey olarak görmeyip iç içe geçmiş bir hal alabiliyorlar. Birlikte yapılan aktiviteler tek başına yapılamayacak gibi gelebilir. Bunların üzerine giderek tek başınıza da yapabileceğiniz her şeyi yapmalısınız, örneğin birlikte sinemaya giderdiniz, bunu aksatmayın ve tek başınıza yada bir arkadaşınızla sinemaya gitmeye devam edin.

Stanford Üniversitesi’de Lauren Howe tarafından yapılan araştırmaya göre bazı ipuçları elde edilmiştir. İlk olarak insanlar ayrılık sonrası kendilerine bazı sorular yöneltmektedir;
“Niçin Ayrıldık”, “Bu ayrılık benim hatam mıydı?”, “Bu ayrılığın anlamı nedir?”, “Yeni bir ilişkim olur mu?” bu sorular tüm ayrılık sonrası bireylerin soruları olmakla beraber kişiden kişiye cevapları değişmektedir. Bu cevaplara göre de bu sorunla baş edilebilmekte yada ayrılığın verdiği olumsuz psikolojik etki daha da artmaktadır.

Ayrılık Psikolojisini Atlatmanın Yolları

Ayrılık Psikolojisi Nasıl Atlatılır? Ayrılık sonrası kötü düşüncelerden izole olup bu durumu çabuk atlatmak için gereken maddeleri aşağıda sıraladık;

  • İkili ilişkilerde ayrılık noktasında, mutlaka iletişimin kopmasında iki tarafın da katkısı vardır. Büyük ihtimalle tek suçlu siz değilsinizdir. Bu yüzden tekrar tekrar kendinizi suçlamanıza gerek yok,
  • Ayrılığınızın sebebini dürüstçe düşünün ve kendinizi boş yere yargılamayın,
  • Ayrılığa sebep olan kişisel kusurlarınızın yanı sıra olabilecek diğer sebepleri bulmaya çalışın,
  • Yeterli derecede olgun davranışlar göstermemiş olabilirsiniz ya da karşınızdakiyle hayattaki hedefleriniz farklı olabilir. Karşı taraf bu ilişkiye sizin verdiğiniz anlamı vermiyor olabilir, aranızdaki uzaklık, maddi sıkıntılar veya ailelerin, çalışma şartlarının da bu ilişkiye zarar vermiş olabileceği söz konusu olabilir,
  • Ayrılma sürecini yalnız yaşıyor olduğunuzu düşünmeyin,
  • Reddedilen ilk ya da tek kişi siz değilsiniz. Bunu aklınızda hep tutun,
  • Bu deneyimin sizi nasıl geliştirebileceği ve bundan nasıl bir ders çıkarabileceğinizi düşünün, bundan sonraki ilişkilerinizde nasıl yaklaşmanız gerektiğine odaklanın,
  • Kendinizle yüzleşip, kendinizi affedin,
  • Duygusal anlamda mutlu olduğunuz, moralinizi yükselten eylemlerde bulunun,
  • Sonuç olarak bir ilişki bitti ve siz de aslında elinden geleni yaptınız, tüm bu yaşananların sizin değer verdiğiniz birinin yaşadığını düşünün ve ona ne söylerdiniz? Bunları kendinize söyleyin.
  • Değersiz hissediyorsanız eğer, eleştirel yaklaşmayı bırakıp kendinize artık iyi davranmayı seçin, tüm bunları yapmayı denediğinizde bu süreci çoktan atlatmış olacaksınız.
Ayrıca bilimsel bir dayanağı olmamakla birlikte, kafanızdaki tüm bu hesaplaşmalardan sonra kırk gün boyunca bu ilişkiye dair hatırlatıcı her şeyden uzak olmayı başarırsanız, fizyolojik olarak da aklınızdan tamamen çıkmış olacak ve bu ilişkiyi eski bir anı olarak hatırlayacaksınız.
Genel kapsamı ile anlatmak istediğimiz Ayrılık Psikolojisi Nasıl Atlatılır umarız sizin için faydalı olmuştur. Ayrılık sonrası yaşanan depresyonlarda destek almanızı mutlaka öneriyoruz.

Yazar: İlker Yavuz
İletişim: [email protected]

16 Eylül 2019 / by / in ,
Biberiye Neye İyi Gelir? Biberiyenin Sağlığınız Üzerindeki 5 Önemli Etkisi

Son zamanların yemeklere lezzet katması için kullanılan biberiye neye iyi gelir incelemeden önce biberiye besin değerleri ve kalori değerleri nelerdir inceleyelim.

Biberiye Besin Değerleri

Biberiyenin 100 gramı ortalama 131 kalori olup besin değerleri aşağıdaki gibidir.

  • Kalori – 56 kcal
  • Karbonhidrat – 7.6 gr (%2.5 RDI)
  • Lif – 2.9 gr (%10 RDI)
  • Toplam Yağ- 2,6 gr (%3.9 RDI)
  • Protein – 0,9 gr (%1.6 RDI)
  • A vitamini – 51 IU (%1 RDI)
  • Potasyum – 154 mg (%4.5 RDI)
  • Kalsiyum – 211 mg (%22 RDI)
  • Demir – 5 mg (% 28 RDI)

RDI: Örneğin Demir % 37 RDI yazılışının anlamı günlük demir ihtiyacınızın %37’sini 100 gram biberiye tüketerek karşılayabildiğimiz anlamına gelmektedir.

Biberiye Neye İyi Gelir?

Biberiye neye iyi gelir maddeleri arasında, bağışıklık fonksiyonunu teşvik etmek, hazımsızlığı önlemek, cildi korumak ve saçı beslemek, beyne koruma sağlamak, konsantrasyon ve retansiyonu arttırmak, kanseri önlemek ve maküler dejenerasyonu önlemek gibi sağlık açısından önemli maddeler yer almaktadır.

Bağışıklık Fonksiyonunu Teşvik Eder

Biberiye zengin bir antioksidan ve anti-inflamatuar bileşik kaynağıdır, bu nedenle vücudun bağışıklık sisteminin işlevlerini artırmasına yardımcı olur ve aynı zamanda vücut çevresindeki enfeksiyonlarla savaşan maddelerin dolaşımını artırır.

Bazı çalışmalar, biberiyede bulunan anti-oksidanların, aşırı serbest radikallerin insan vücudunda neden olduğu zararlı veya zarar verici sonuçları nötralize etmede ve vücudun patojenik mikroplara bağışıklıklarını iyileştirmede önemli bir rol oynadığını göstermektedir.

Buna karşılık, bedenin sağlığı, görevini kendi başına gerçekleştirmesini ummaktan çok daha verimli bir şekilde korunur.

Hazımsızlığı Önler

Hazımsızlık genellikle altta yatan bir rahatsızlığın belirtisidir ve üst abdominal bölgede rahatsızlık ile karakterizedir. Bu rahatsızlığı hafifletmek için, Biberiye özü yardımcı olabileceğini kanıtlayabilir. Bu özüt, yutulan gıda partiküllerinin tam olarak sindirilmesine etkili bir şekilde yardımcı olabilir ve ayrıca aşırı asit üretimini veya asit reflü gibi disfonksiyonu içeren mide bozukluklarını tedavi etmek için de uygundur. Biberiye çayı tüketerek hazımsızlık sorunları dahil olmak üzere bir çok sağlık sorununun önüne geçebilirsiniz. Detaylı yazımız için aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz.

Cildi Korur ve Saçı Besler

Cilde serbest kan akışını uyararak ve antiseptik özellikleri sayesinde egzama, dermatit ve hatta mantar enfeksiyonları gibi hastalıkların yönetiminde yardımcı olması sebebiyle biberiye neye iyi gelir maddeleri arasındadır.

Biberiye ayrıca sağlıklı saç gelişimini desteklemek ve alopesi (saç ekimi bölgelerindeki saçların kısmi veya tamamen kaybı) gibi saç durumlarını önlemek için kullanılır, özellikle kombine edildiğinde ve kafa derisi üzerinde kepek yönetimini desteklemek için kullanılabilir.

Ayrıca, kepek önleyici losyonlarda da kullanılır.

Beyni Koruma Görevini Üstlenir

Biberiye neye iyi gelir sorusunun bir diğer cevabı, beyinde serbest radikallerin etkilerini tamponlama yeteneğini veren önemli bileşenler içermesidir. Biberiye ayrıca erken beyin yaşlanmasından korunma sağlayabilir.

Biberiye özü, kanserli hücrelerin büyümesini engelleyerek ve hasar görmüş hücreleri yeniden canlandırarak kansere karşı savaşma kabiliyetine sahiptir. Biberiye özütü ayrıca insan lösemi ve göğüs karsinom hücrelerinin yayılmasını yavaşlatmaya yardımcı olabilir ve bir anti-tümör virüsü olarak kullanılır. Biberiyedeki diğer önemli bileşenler bile beyni doku iltihabından koruyabilir ve beyindeki kanın pıhtılaşmasını azaltabilir ve inme olasılığını azaltabilir.

Konsantrasyonu ve Hafızayı Güçlendirir

  • Biberiye, beyni uyarabilir ve böylece bilişi geliştirebilir.
  • Biberiye neye iyi gelir maddelerinden biri de Aromaterapide kullanılmasıdır.
  • Aromaterapide kullanıldığında, biberiyenin kokusu, burundaki epitelyum yoluyla beyne doğrudan geçer ve dikkatli bir şekilde yayılma, konsantrasyon ve kalıcı hafızayı arttırır.
  • Beynin işlevlerini iyileştirme yolunda çalıştığı için, biberiye de ruh halini iyileştirmeye yardımcı olur ve depresyon ile anksiyeteyi hafifletebilir, aynı zamanda daha büyük bir başarı ve refah duygusu kazanır.
15 Eylül 2019 / by / in