fayda

  • fayda
Author's Posts:
Boyun Fıtığı: Tanısı, Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Boyun Fıtığı Nedir?

Boyun tam olarak 7 tane boyun omurundan meydana gelmektedir. Bu omurların aralarında hareket kabiliyetini sağlayan diskler bulunur. Diskler bünyesinde su ve kollajen bir yapı barındırmaktadır. Bu sayede hem iki kemiğin birbirlerine temasını önlemekte hem de taşıdığı ağır yükleri, bir nevi yay görevi görerek absorbe etmektedir.

İlerleyen yaşlarda veya birtakım travmalar neticesinde disk dokusu bünyesinde barındırdığı su gider ve tıpkı yağsız çalışan bir motor gibi, hareket kısıtlanır ve daha sert bir yapı oluşur.

Diskin dış tarafındaki daha sert yapıda olan ufak yırtıklardan yumuşak olan kısım dışarı taşar. Hatta bazı durumlarda omur yapısında meydana gelen deformeler neticesinde, küçük kemik çıkıntıları meydana gelmektedir. İç kısımdaki yumuşak olan yapının ya da kemiklerin etrafındaki dokulara baskısı ile oluşan bu duruma “boyun fıtığı” adı verilmektedir.

Boyun Neden Ağrır?

Boyun ağrıları hayatın her evresinde meydana gelebilecek bir durumdur. Boyun ağrısı, yaşamı boyunca her 3 kişiden 1’ini ziyaret etmektedir..

Boyun omur ismi verilen kemiklerden, eklemlerden, omurların arasında bulunan disklerden ve omurga etrafındaki kas ve bağlardan oluşmaktadır.Bu kısımların herhangi birinde meydana gelen bozukluklar boyun ağrısına sebep olur.

Hastalık olarak incelendiğinde  boyun fıtığı, boyun omurgasında kireçlenme, disk dejenerasyonu, miyofasyal ağrı sendromları, romatizma, osteoporoz, kötü duruş gibi problemler karşımıza çıkmaktadır. Boyun ağrılarının en dayanılmaz olanı ve sık rastlananı ise boyun fıtığı rahatsızlığıdır.

Boyun Fıtığının Belirtileri?

Boyun fıtığı rahatsızlığının başlıca belirtisi ağrı hissinin oluşmasıdır.  İlk aşamalarda buna sırt ağrısı da eşlik edebilmektedir.

Hastalığın ilerlemesiyle birlikte, dejenere olan disk sinirlere baskı yapar ve kollarda, parmak uçlarında ağrı ve uyuşma hissi meydana getirir. Sinirin maruz kaldığı bu baskı, giderek güç kaybına neden olur. Eğer zamanında tedavi edilmez ise, bu güç kaybı bacaklara kadar inebilmektedir..

Boyun Fıtığı Tanısı

Doktora başvuran kişilerin şikayetleri boyun fıtığı tanısını kendini ele vermeye yetmektedir. Fakat kesin sonuca varabilmek için, doktorlar tarafından muayene edilerek ve MR çekilmesidir.

Birtakım hastalıklar da boyun ve kolda ağrı hissi uyandırabileceği için hastalığın diğerlerinden ayırıcı özellikleri gözetilmelidir. Zira boyun omurlarını tutan tümör ya da enfeksiyonlar da benzer şikayetlere yol açabilmektedir.

Boyun Fıtığı Tedavisi

Boyun fıtığında hastalık için tüm tedavi yöntemleri uygulandıktan sonra yine de başarıya ulaşılamaz ise ameliyat kararı verilmektedir. Çoğu hasta için genellikle, istirahat, fizik tedavi ya da ilaç tedavisi uygulanır.

İlk zamanlarda şiddetli ağrılar ile baş edilebilmesi için, istirahat ve ilaç tedavisi uygulanır. Ağrı azaltıldıktan sonra fizik tedavi safhası başlanır.

Ödem azaltıcılar, ağrı kesiciler, kas gevşeticiler verilen ilaçlar arasındadır. İlk zamanlarda ani hareketleri önlemek amacıyla kısa bir zaman da olsa boyunluk önerilebiliyor. Boyunluk uzun süre kullanıldığı taktirde boyun kaslarını zayıflatabileceğinden pek tavsiye edilmemektedir.

Boyun fıtığı tedavisinde fizik tedavinin büyük bir önemi bulunmaktadır. Boyun bölgesine sıcak uygulamaları, kasları gevşetmek amaçlı uygulanan kızıl ötesi ışınlar, ultrason ve elektriksel uyarıcılar kullanılmaktadır.

Boyun Fıtığı Ameliyatı

Boyun fıtığı tedavisinde ameliyat gerektiren durumlar sadece %10’luk bir kısmıdır. Ancak ilerleyici kas gücü kaybı, duyu bozuklukları ya da refleks kayıplarına yol açabilecek boyun fıtıklarında boyun fıtığı ameliyatı aşamasına geçilir.

Ayrıca diğer tedavi yöntemlerine cevap vermeyen hastalarda, omurga kırığı veya kayması olanlarda, ciddi omurilik baskısı altındaki hastalara cerrahi müdahalelerde bulunulmaktadır.

Günümüzde uygulanan boyun fıtığı ameliyatları hastanın rahatlamasına kesin çözüm sunmaktadır .Ayrıca yeni uygulanan yöntemler ameliyat sonrası oluşabilecek komplikasyonlarında önüne geçerek kesin sonuç elde edilmektedir.

11 Ekim 2019 / by / in
Parkinson Hastalığı Belirtileri, Nedenleri ve Tedavisi

Parkinson hastalığı beyinde depomin adı verilen bir maddenin eksikliğinden kaynaklanan bir hastalıktır. Bu maddenin eksiliğine bağlı hastalarda, hastadan hastaya değişmekle birlikte katılık, tutukluk, titreme, ağırlık, yavaşlık gibi bir takım bulgu yada bulgular ortaya çıkabilir.

Hastalığın en tipik belirtisi istirahat halinde olan ve para sayar tarzda denilebilen bir titremedir. bBu titreme genelde bir tarafta daha fazla önce çıkıyor ve yavaş yavaş ilerlemektedir. Zaman içerisinde ise bu titremeler katılık, ağırlık ve yavaşlıkta katılır.

Parkinson hastalığı genelde ileri yaşlarda görülen bir hastalıktır. Toplumda da genelde binde üç oranında görülür. Bu her 65 yaş ve üzerinde her 300 kişiden birinde görülebilir anlamına gelmektedir.

Parkinson Hastalığının Belirtileri

Parkinson hastalığının belirtileri 4 temel başlıkta toplamak mümkündür

  • Titreme. Bu titremeden el,ayak,bacak ve kafa etkilenmektedir.
  • Kasların gergin oluşu
  • Ağır hareket etme
  • Yürürken dengeyi sağlayamama

İlk ve en önemli belirtisi titremedir.Titreme tüm parkinson hastalarında görülmeyebilir fakat en yaygın belirtisi budur. Fakat her titremede Parkinson hastalığı değildir.Titreme durumu sadece bir kol veya bacakta yani vücudun tek bir uzvunda baş gösterebilir.Titremeye başlayan uzuv hareket ettirildiği zaman titreme azalır.

Dikkat: Her titremede Parkinson hastalığı değildir.

Gün geçtikçe, Parkinson hastalığı bütün bir vücuda yayılmaya başlar. Kasları olumsuz yönde etkileyerek yutma veya kabızlık sorununa kadar etkisi görülür. İlerleyen dönemlerde artık hasta boş boş bakar, kendini ifade etmekte güçlük çeker. Kimi insanlarda Parkinson, bunamaya neden olabilmektedir.

Daha önceleri ortaya çıkma ihtimali olsa da,Parkinson’un belirtileri 50-60 yaş aralığında kendini göstermektedir.

Parkinson Nedenleri

Nedenleri henüz tam olarak aydınlatılmış değil. Bahsi geçen sinir hücreleri bir şekilde etkilenmektedir. Fakat bunları neyin etkilediği muammadır. Yaşlanma ya da çevresel atıkların neden olabileceği üzerinde duruluyor.

Bunların yanısıra anormal genler, birtakım kişilerde Parkinson hastalığının nedeni olabilmektedir. Fakat genetik faktörlerin bu hastalık üzerinde etkili olduğunu gösteren somut bir delil bulunmamaktadır.

Parkinson Hastalığı Tedavisi

Çağımız heniz parkinson’un dermanını bulabilmiş değil. Fakat belirtileri kontrol altına alıcı ve hastalığın rahat geçirilmesini sağlayan ilaçlar bulunmaktadır.

Şiddetli belirtilerin olmadığı zamanlarda, tedaviye çokta ihtiyaç duyulmamaktadır. Gündelik işlerinizi görebilmenizi engelleyene dek ilaç kullanmayabilirsiniz. İlaçlar tedavi amaçlı değil de daha çok yardımcı olacağından ne kadar geç başlanılırsa o kadar iyidir.

Levodopa barındıran ilaçlar, Parkinson hastalığının belirtilerini kontrol edebilmek adına alınması gereken en önemli ilaçlardır. Fakat uzun zaman kullanıldığında ve doz aşımı gerçekleştiğinde birtakım sorunlara yol açar. Doktorlar, hastalığın erken teşhis edilmesi ile birlikte tedavi edici ilaçlar önerir. Fakat bu defa da Levadopa kullanımı ertelenir. Diğer ilaçlar Levadopaya oranla daha çok yan etkiye sahiptirler. İlacın alınma zamanı ve cinsi hastaya göre değişebilmektedir.

Bazı durumlarda, derin beyin stimülasyonu adı verilen bir tedavi yöntemi uygulanabilir. Tedavi amacıyla beyine, hareketleri kontrol altına almaya yardımcı, küçük elektrik sinyalleri ileten elektrotlar yerleştirilir. Bu iletilen sinyaller beynin o bölümünü uyarıcı etki yapar.

Gündelik hayatta dengeli ve düzenli beslenmek, spor yapmak, yeterince dinlenmek. Hem bedenen hem ruhen huzurlu olmak elbette ki bu hastalığın tedavisinde sizlere yardımcı olacaktır.

Malesef parkinson hastası olmamamız için yapılacak çok fazla bir şey yoktur ama sağlıklı yaşabilmek için yaşam tarzına dikkat etmek, sağlıklı beslenmek, bedenimizi iatif ve hareketli kullandığımız bir yaşam tarzı ile yaşamak genel anlamda vücut tablosuna destek olacak etkenlerdir.

Zihinsel çalışmaların uzun dönemde akli kapasiteleri daha üst düzeyde tutmaya yararı olabilir fakat bu hastalıkta daha çok zihinsel aktivite yapan hastalar daha az yakalanır denilemez.

10 Ekim 2019 / by / in
Sindirim Sistemi Sağlığı İçin Yapılması Gerekenler

Sindirim sistemi sağlığı için yapılması gerekenler maddelerinden önce yediğimiz birçok şeyin içinde farklı kimyasal yapıya sahip olan maddelerde bulunduğunu bilmelisiniz. Bunlar sindirim sistemimiz tarafından sindirilmeden, moleküllere bölünmeden sindirim organlarınca emilemezler ve dolayısıyla kana karışamazlar. Bu sebeple sindirim sistemi sağlığı için besinleri yutmadan önce iyi çiğneyerek mekanik ayrıştırma yapmamız gerekmektedir. Aceleyle yediğimiz fastfood tarzı besinler sindirim sistemini yorar ve genellikle gaz, şişkinlik, karın ağrısı yapar.

Birçok diyet türünde beslenme uzmanları besinleri yutmadan önce 30 civarında çiğneme hareketi yapmamızı tavsiye eder. Böylece hem sindirime yardımcı oluruz hem de beynimize tokluk hissi göndererek daha az yemekle doymuş oluruz.

Sindirim sürecinde proteinler amino asitlere, karbonhidratlar basit şekerlere (glikoz), yağlar ise yağ asitleri ve gliserole ayrışarak emilirler ve dolaşıma karı­şırlar.

Su ve mineral tuzlar, basit inorganik maddelerdir. Bu nedenle sindirilmeden emilebilirler. Vitaminler, suda ve yağda erirler. Bu nedenle su ya da yağ ile birlikte emilir ve kana karışırlar.

Sindirimi ve besinlerin bağırsaklardan kana karışmasını kolaylaştırmak için yemek aralarında su içmenin sindirim sistemi sağlığına yararı vardır. Ancak yemekten önce iki bardak su içmek gıdaların daha kısa sürede ve sindirim tamamlanmadan dışarı atılmasına neden olur. Bu daha çok kilo almak istemeyen hanımların uygulaması gereken bir durumdur.

Aşırı yağlı ve yağda kızarmış gıdalar safra kesesinin fazla çalışmasına neden olur. Mide ekşimeleri ve gaz şikayetleri başlar. Gıdalar mümkün olduğu kadar az yağlı ve kendi suyu ile besin değerlerini kaybetmeden pişirilmiş olarak tüketilmelidir. Yemekleri öğünlerde, yeterli miktarda ve fazla karıştırmadan yemek, sindirimi kolaylaştırır ve sindirim sistemi sağlığı için yapılması gerekenler arasındadır. Arada yenilen yiyecekler sindirim organlarının dinlenmesini engeller. O halde sindirim sistemi sağlığı için;

Sindirim Sistemi Sağlığı İçin Yapılması Gerekenler

  • Günlük gereksinimi karşılayacak kadar ve öğünlerde yemek yemeli.
  • Dengeli beslenmek için, protein, nişastalar, yağlar, mineral ve vitaminlerden oluşan besinleri her gün yemeğe dikkat etmeli.
  • Yemek yerken fazla konuşmamalı ve lokmaları iyice çiğnemeli.
  • Besinlerin hazırlanmasında yanık yağlara, aşırı acılara ve kızartmalara yer vermemeli.
  • Günde en az on iki bardak su içmeli ve yemek aralarında su içmeye dikkat etmelidir.
  • Yemekten hemen sonra yatmamalı en az 2-3 saat beklemelidir.
  • Besinlerin çok iyi yıkanıp temizlenmesi ve hazırlanmasında hijyen kuralla­rına uyulmalıdır.
  • Sindirim sistemi sağlığı konusunda tüm aile bireylerin eğitilmesi en önemli konudur.

90 bin kişi arasında yapılan bir araştırmada kanseri önlemek için her yemekten sonra bir bardak yeşil çay içilmesi, lifli gıdaların yenilmesi tavsiye edilmektedir. Sindirim sistemi sağlığı için kaçınılması gereken gıdalar ise kırmızı et, işleme tabi tutulmuş et ürünleridir.

9 Ekim 2019 / by / in
Göz Kuruluğu Rahatsızlığı Neden Olur? Belirtileri Nelerdir?

Genellikle ciddi bir göz rahatsızlığı olmayan göz kuruluğu rahatsızlığı toplumumuzda yaygın olarak görülmektedir. Bazı faktörlere bağlı olarak ortaya çıkabilen göz kuruluğu rahatsızlığı genellikle etkisinin kısa sürebildiği bir göz sorunu olmakla birlikte ileri yaşta ki bireylerde genellikle uzun süreli olarak devam edebilmektedir.

Süreklilik kazandığı takdirde genel göz sağlığını olumsuz yönde etkileyebilen göz kuruluğu rahatsızlığı ayrıca bazı belirtiler de gösterebilmektedir. Tedavisinin oldukça basit olduğu göz kuruluğu rahatsızlığı hakkında göz doktorları tarafından uyarılar yapılmakta ve bu göz sorununun belirtilerinin fark edilmesi durumunda göz hekimine başvuru yapılması gerektiğini belirtmektedirler.

Dilerseniz göz kuruluğu rahatsızlığı neden olur belirtileri nelerdir konusu hakkında sizlere hemen gerekli bilgileri sunalım.

Göz Kuruluğu Hastalığında Ne Gibi Belirtiler Ortaya Çıkmaktadır?

Göz kuruluğunda  şu gibi belirtiler görülmektedir;

  • Göz içerisinde yanma ve batma hissi
  • Göz içerisinde veya çevresinde yapışkan bir akının görülmesi
  • Göz içerisinde veya çevresinde kızarıklık oluşması
  • Gözlerde yorgunluk durumunun hissedilmesi
  • Göz içerisinde gereğinden fazlaca yaşarma durumu

Göz Kuruluğu Problemi Neden Olur?

Göz içi sağlığının korunması açısından göz yaşlarının önemli bir konumu bulunmaktadır. Dolaysıyla göz yaşlarının bazı nedenler sonucunda kalitesini yitirebildiği ve bu olumsuz durum sonucunda ise göz içerisinde kuruluk probleminin ortaya çıkabildiği uzmanlarca belirtilmektedir.

Tüm göz içi problemlerde olduğu gibi göz kuruluğunun oluşumunda da bazı olumsuz etkenler önemli rol alabilmektedirler. En önemli nedeninin A vitamini eksikliği olduğu göz kuruluğunun ayrıca şu gibi olumsuz etkenlerin de neden olabildiği uzmanlarca vurgulanmaktadır;

İleri yaş faktörü

Göz kuruluğuna neden olabilen faktörlerden biri ileri yaş faktörüdür. Uzmanlar 60 yaş üzerindeki bireylerde göz kuruluğu rahatsızlığının yaygın olarak görülebildiğinin altını çizmektedirler.

Menopoz

Göz kuruluğunun nedenlerinden biri de gebelik dönemi sonrasında geçirilen menopoz durumudur. Menopozun da göz yaş salgılaması üzerinde olumsuz etkilere yol açabildiği bilinmektedir.

Ağız kuruluğu

Göz kuruluğuna neden olabilen etkenlerden biri de ağız kuruluğu durumudur.

Bazı romatizmal hastalıklar

Bazı romatizmal sağlık sorunlarının da göz yaşlarının kalitesini düşürebildiği uzmanlarca belirtilmektedir.

Gün içerisinde yoğun olarak güneş ışınlarına maruz kalınması

Güneş ışınlarının göz sağlığı açısından olumsuz etkilerinin bulunduğu bilinmektedir. Özellikle gün içerisinde aşırı olarak güneş ışınlarına maruz kalınması göz kuruluğu rahatsızlığına neden olabilmektedir.

Kullanılan bazı ilaçlar

Göz kuruluğunun önemli sebeplerinden biri de kullanılan bazı ilaçlardır. Örneğin uyku ilaçları, diyabet ilaçları ve hiper tansiyon ilaçlarının özellikle de uzun süreçli olarak kullanılmasının göz kuruluğuna neden olabildiği uzmanlarca belirtilmektedir.

Uzun süreli olarak kontakt lens kullanılması

Göz kuruluğuna neden olabilen etkenlerden biri de uzun süreli olarak kontakt lens kullanılmasıdır. Uzmanlar ayrıca kalitesiz kontakt lenslerin göz içi sağlığına zarar verebildiği ve başta göz kuruluğu problemi olmak üzere bazı göz hastalıklarına zemin hazırlayabildiğinin altını çizmektedirler.

Göz Kuruluğunda Risk Faktörleri Nelerdir?

Bazı faktörlerin de göz kuruluğunda risk faktörler oluşturduğu bilinmektedir. Bunlar;

  • Sigara, sigara dumanı ve alkol
  • Dengesiz beslenme alışkanlıkları
  • Olumsuz duygusal durumlar
  • Yetersiz uyku ve düzensiz uyku saatleri
  • Aşırı üzüntü ve stres
  • Aşırı yorgunluk gibi bazı olumsuz etkenler göz kuruluğunda risk faktörler olabilmektedirler.

Göz Kuruluğu Rahatsızlığı Nasıl Tedavi Edilmektedir?

Göz kuruluğu rahatsızlığı elbette ki tedavi edilebilir bir göz sorunudur. Fakat göz kuruluğunun ne gibi nedenlere bağlı oluştuğunun tespit edilmesi tedavisinde uygun tedavi seçeneğinin belirlenmesini sağlamaktadır.

Göz kuruluğunun  A vitamini eksikliği sonucunda oluşması durumunda A vitamini takviyeli ilaçlara başvurulurken diğer nedenlere bağlı oluşması durumunda ise çoğunlukla göz yaşı ilavesi tedavisine başvurulmaktadır.

Ayrıca bireylerin mevcut göz yaşlarını koruması açısından da doktor tarafından bazı talimatlara uymaları gerekmektedir. Göz kuruluğunun tedavisi ortalama olarak 24 saat ile 72 saat arasında gerçekleştirilmekte ve sonuca ulaştırılmaktadır.

Göz kuruluğu rahatsızlığı hakkında sizlere bu ayrıntıyı da sunduktan sonra göz kuruluğu rahatsızlığı neden olur belirtileri nelerdir konulu sağlık makalemizi sizlere sağlıklı günler dileğinde bulunarak burada sonlandırmaktayız.

8 Ekim 2019 / by / in
B12 Vitamini Hangi Besinlerde Var?

B12 vitamini hangi besinlerde var incelemeye başlamadan önce B12 vitamini nedir ve B12 değer kaç olmalı biraz inceleyelim.Ülkemizde her ne kadar önemsenmese de genel nüfusun %2-15 arasında B12 vitamini eksikliği yaşadığı tahmin edilmektedir. B12 vitamini eksikliği sonucunda depresyon, unutkanlık, denge sorunları, eller ve ayaklarda karıncalanma gibi bir çok rahatsızlık gözlemlenmektedir.  Eğer sizde bu rahatsızlıklardan bir ya da daha fazlasına sahipseniz B12 vitamini eksikliği yaşayan yüzdenin içinde olabilirsiniz.

Peki nedir bu B12 vitamini?

Aynı zamanda kobalamin olarak da isimlendirilen B12 vitamini vücudumuz için kırmızı kan hücresi üretimini, beynimizin sağlığını ve sinir fonksiyonu için ihtiyaç duyulan suda çözünen bir vitamin türüdür.

Başlangıç seviyesinde yaşanan B12 vitamini eksikliği bile zihinsel aktivite bozukluğuna ve gün içinde düşük enerjiye sahip olmanıza sebep olabilir.

B12 vitamininin bir çok faydası bulunmaktadır.  Depresyondan şeker iştahının azaltılmasına kadar bir çok faydası bulunan B12 vitamini mutlaka atlanılmaması gereken bir vitamin türüdür.

B12 vitaminiyle ilgili yazmış olduğumuz detaylı incelememize göz atarak “B12 Vitamini eksikliği nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri nelerdir?” konularında bilgi alabilirsin

  • B12 Değeri Kaç Olmalı

Aşağıdaki tabloda yaş aralıklarına göre günlük alınması gereken B12 vitamininin kaç mikrogram olması gerektiğine bakabilirsiniz.


Yaş Aralığı
0-6 Ay
7-12 Ay
1-3 Yaş
4-6 Yaş
7-9 Yaş
10-18 Yaş
19-65 Yaş
65+ Yaş
Gebelik Döneminde
Emziren Anneler

Günlük İhtiyaç (mcg)
0,3 – 0,4
0,6 – 0,7
0,7 – 0,9
1 – 1,2
1,5 – 1,8
2 – 2,4
2 – 2,4
2 – 2,4
2,2 – 2,6
2,4 – 2,8

B12 Vitamini Hangi Besinlerde Var?

Düzenli olarak tüketmemiz gereken B12 vitamini içeren besinlerden en sağlıklı tercihler aşağıdaki gibidir.

  1. Sığır karaciğeri (28 gr sığır karaciğerinde 20 mikrogram B12 vitamini bulunmaktadır.)
  2. Sardalya (84 gr sardalyada 6,6 mikrogram B12 vitamini bulunmaktadır.)
  3. Uskumru (84 gr uskumruda 7,4 mikrogram B12 vitamini bulunmaktadır.)
  4. Kuzu (28 gr kuzu etinde 2,7 mikrogram B12 vitamini bulunmaktadır.)
  5. Somon balığı (28 gr somon balığında 2,6 mikrogram B12 vitamini bulunmaktadır.)
  6. Maya (3 gr mayada 2,4 mikrogram B12 vitamini bulunmaktadır.)
  7. Beyaz peynir (100 gr beyaz peynirde 0,7 mikrogram B12 vitamini bulunmaktadır.)
  8. Sığır eti (84 gr sığır etinde 1,2 mikrogram B12 vitamini bulunmaktadır.)
  9. Süzme Peynir (100 gr süzme peynirde 0,9 mikrogram B12 vitamini bulunmaktadır.)

Sığır Karaciğeri

B12 vitamini hangi besinlerde var sorusunun en doyurucu cevabı karaciğer olacaktır. Karaciğer B12 oranı en yüksek olan besin ögelerinden biridir. Günlük tüketeceğiniz 10 gramlık bir sığır karaciğeri günlük B12 ihtiyacınızı fazlasıyla karşılayacaktır. Tek yapmanız gereken sağlıklı bir sığır karaciğeri satın aldığınızdan emin olmanız gerektiğidir.

Organik karaciğer yani doğal ortamında otlarla beslenen sığır karaciğeri anlamına gelir. Sığır karaciğeri tüketmeniz sadece B12 için bir kaynak değil aynı zamanda demir ve folat bakımından da zengindir. Bu durum anemi oluşumuna engel olacak olmasına katkı sağlayacaktır.

Sardalya

Sardalya, B12 vitamini bakımından oldukça zengin ve oldukça kritik bir öneme sahip besin kaynağıdır. Günlük tüketeceğiniz 75 gramlık bir sardalya günlük B12 ihtiyacınızı fazlasıyla karşılayacaktır.

Sardalyalar ayrıca içerdiği Omega-3 yağ asitleri insan sağlığı için önemli bir tutmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucunda sardalya içerisinde yer alan omega-3’lerin kalp sağlığı ve astım gibi rahatsızlıklarda etkili olduğunu tespit etmiştir.

Uskumru

Uskumru sağlıklı balık listesinde üst sıralarda yer almaktadır. Günlük tüketeceğiniz 100 gramlık bir uskumru günlük B12 ihtiyacınızı fazlasıyla karşılayacaktır. Tabi içersinde bulunan yüksek B12 miktarı uskumruyu sadece sağlıklı balık listesinde yer almasını sağlamıyor. İçerisinde yer alan zengin omega-3 deposu sayesinde gönül rahatlığıyla seçilebilecek bir balık türüdür.

Kuzu

Kuzu eti kesinlikle etkileyici bir besin kaynağına sahiptir.  Günlük tüketeceğiniz 200 gramlık bir kuzu eti günlük ortalama B12 ihtiyacınıza yeterli gelecektir. B12 vitaminine ek olarak  protein, demir, selenyum ve çinko açısından da zengin bir besin kaynağıdır.

Somon

Somon balığı da en sağlıklı ve en besleyici B12 kaynaklarından biridir. Somon balığı B12 vitamini ve D vitamini ile doludur. Günlük olarak alınan 200 gramlık somon balığı ile B12 ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.

Araştırmalar somon balığının içerdiği D vitamini sayesinde iskelet yapısının yaşlanmasını engellediğini ve 65 yaşının üstündekilerde, düşme sonucunda oluşabilecek kırık riskini azalttığını tespit etmiştir.

D Vitamini İçeren Besinler

Maya

Eğer vejetaryen ya da vegansanız yukarıda saydığımız besin kaynakları B12 vitamini hangi besinlerde var? sorunuza yanıt olmamış olacaktır. Bu sebeple besleyici maya iyi bir B12 kaynağıdır. Günlük kullanılan 5 gramlık maya B12 ihtiyacınızın tamamını karşılayacaktır.

Beslenme mayası insan vücudunun üretemediği 18 amino asitten en az 9 tanesi içerdiği için tam bir protein kaynağı olarak kabul edilmektedir.

Beyaz Peynir

Beyaz peynir B12 vitamini, B2 vitamini ve kalsiyum gibi birçok besin maddesinin ana kaynağıdır. 400 gram beyaz peynir tüketiminde ortalama günlük B12 vitamini ihtiyacınızı karşılamış olursunuz. Evet 400 gr beyaz peynir miktarının fazla olduğunu ve her şeyin fazlasının zarar olduğunu düşünürsek diğer alternatif B12 besin kaynaklarına yönelmeniz faydalı olacaktır.

Yapılan araştırmalar B12 vitamini haricinde ayrıca beyaz peynirde yer alan yüksek riboflavin içeriği sayesinde baş ağrısına yakalanma sıklığının azalmasında etkili olduğunu tespit etmiştir.

Sığır Eti

B12 vitamini hangi besinlerde var sorusunun genel cevabı et üzerine gözükmektedir. Sığır eti hem içerdiği B12 Vitamini hemde hayvansal protein bakımında en iyi tercihlerden biridir.  Günlük tüketilen 400 gramlık bir sığır eti B12 ihtiyacınızı karşılamaktadır.

Fakat burada ince bir ayrıntı bulunmaktadır. Hayvanın ot mu yoksa tahılla beslendiği önemlidir. Maalesef günümüzde ot ile beslenen sığır eti bulmak çok zor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki ot ile beslenen sığırların tahıl ile beslenen sığırlara göre daha sağlıklı olduğunu göstermektedir.

Süzme Peynir

Süzme peynir, B12 vitamini içeren besinler arasında yer almaktadır. Süzme peynir içerdiği protein ve kalsiyum sayesinde iyi bir B12 alternatifidir. Beyaz peynire göre biraz daha fazla B12 vitamini içeriyor olsa da tek başına günlük ihtiyacı karşılaması için yüksek miktarda tüketmek gerekmektedir.

Günlük olarak tüketilen 350 gram süzme peynir ihtiyacımız olan B12 vitaminini karşılamaktadır.

B12 vitamini hangi besinlerde var karmaşasına son vermek için dokuz adet besin kaynağından kısa kısa bahsettik.  Yukarıdaki listede verilen B12 değeri kaç olmalı tablosuna bakarak tüketmeniz gereken miktarlar için bir program çıkarabilirsiniz.

5 Ekim 2019 / by / in
Varikosel Nedir, Belirtileri ve Tedavisi

Varikosel, tek testis ya da her iki testisin yanındaki küçük kan damarlarında varis olmasına verilen tıbbi addır. Varikosel genellikle 15 – 25 yaş aralığındaki genç erkeklerde ortaya çıkar ve erkekler arasında görülme olasılığı yüzde 10’dur. Erkeklerde görülen bu hastalığın çoğunlukla herhangi bir belirtisi olmaz. Varikosel teşhisi konulan çok az hastada rahatsız edici belirtiler gözlenir. Ancak bazen de testiste ağrı, küçülme ya da kısırlık sorunlarına neden olabilir.

Varikosel hastalığı erkeklerde kısırlık riskini arttırır. Ancak varikosel tanısı konan çoğu erkek kısır değildir. Erkeklerin çoğu bu hastalığın herhangi bir belirtisini görmediği veya altında yatan nedenleri bilmediği için genellikle tedaviye de gerek duyulmaz. Gerektiriyorsa, varikosel temizle operasyonu yapılır. Varikoselin tedavisinin kısırlığı da tedavi edip etmediğine dair uzmanlar arasında görüş birliği yoktur.

Eğer kısırlık ve varikosel hastalığının her ikisi de varsa, güncel araştırmaları incelemek ve bu alanda güncel çalışmalar sürdüren uzmanlar ile görüşmek için en iyi fikirdir.

Varikosel Nedir?

Varikosel testis torbasında genişlemiş damarların (kan damarları) neden olduğu bir hastalıktır. Öncelikle bir testiste ve sonrasında diğer testiste oluşabilir. Ya da iki testiste de aynı anda ortaya çıkabilir.

Etkilenen damarlar spermatik kordon içinde seyahat ederler. Spermatik kordon, her iki testisten alt karına (abdormen) uzanan bir tüp gibidir. Her iki testisin üst kısmında spermatik kordonu hissedebilirsiniz. Spermatik kordon, testislerden penise sperm taşıyan (meni kanalı), kan damarları, lenf damarları ve sinirleri taşıyan bir tüp içerir.

Normalde spermatik kordondaki testislere kan taşıyan damarları göremez veya hissedemezsiniz. Eğer varikosel varsa, damarlar daha büyük olur ve bu durum onları daha belirgin hale getirir. Bacaklardaki varis hastalığına benzemektedir. Varikoselin boyutu ise değişebilir.

Varikosel, erkekler arasında yaygın bir hastalıktır. Olguların yaklaşık olarak yarısında varikosel sol tarafındadır. Vakaların hemen hemen yarısında ise, her iki testiste de varikosel vardır. Vakaların küçük bir kısmında sadece sağ tarafta varikosel görülür. Varikosel hastalığının genellikle sol testiste görülmesinin nedeni ise; sağ ile karşılaştırıldığında sol tarafın farklı bir skrotum rotası olmasıdır.

 

Varikosel Belirtileri Nelerdir?

Varikosel genellikle ergenlik döneminde ve 15-25 yaş arası erkeklerde ortaya çıkan bir hastalıktır. Vakaların yüzde 80’inde sol testiste veya her iki testiste birden görülür. Varikosel, skrotum içindeki damarların büyümesi ve genişlemesi durumudur.

Varikosel genellikle ağrısız ve herhangi bir belirtisi olmayan bir hastalıktır. Bu hastalıktan etkilenen erkeklerin çok az kısmına hafif rahatsızlık hissi verir. Eğer tüm gün ayakta iseniz, gün sonunda bu rahatsızlık hissi oluşabilir. Varikosel boyutunun durumuna göre belirtileri de değişiklik gösterir. Bazen varikosel dokunulduğunda hissedilmez ve sadece rahatsızlık verir. Bazen de skrotum içinde büyüyen damarlar göz ile kolayca fark edilebilir. Ayakta kaldığınız süre boyunca yerçekimine bağlı olarak varikosel yeniden rahatsızlık oluşturabilir ve görünür hale gelebilir.

Tipik varikosel belirtileri hafiftir ve tedavi gerektirmez. Eğer aşağıda yer alan rahatsızlık verici belirtiler gözlenirse, tedavi gerekli olabilir.

Ağrı

Varikosel belirtileri bir kişinin ayakta uzun süre kalması veya uzun süre oturması sonrasında ağrıyla birlikte ortaya çıkabilir. Bunun da nedeni basınçtan etkilene damarlarda kan birikmesi ile birlikte ağrı meydana getirmesidir.

Ağır kaldırma ve bazı kondisyon hareketleri de varikosel belirtilerini daha kötü yapabilir. Ve bazı durumlarda bu faktörler testislerin birinde ya da her ikisinde varikosel oluşmasına neden olabilir. Genellikle bir bağlantısı olmasa da, büyüyen damarların boyutu acı ile orantılı olabilir.

Kısırlık Sorunları

Varikosel, kısırlık ya da subfertilite arasında bir ilişki vardır. Ancak her vakada varikosel hastalığının kısırlığa neden olup olmadığını teşhis etmek zor olabilir. Bir çalışmada, subfertilite olan erkeklerin yüzde 40’ında varikosel olduğu tespit edilmiştir.

Varikosel hastalığının diğer belirtileri ise; azalan sperm sayısı ve deforme sperm sayısında bir artış olmasıdır. Bu sorunların varikosel kaynaklı olup olmadığı genelde zor anlaşılır. Ancak uzmanlar arasında ortak bir teori söz konudur.

Yapılan araştırmalar neticesinde, varikoselin testis ısısını yükselttiği ve sperm üretimini etkilediği sonucuna varılmıştır. Araştırmalar, kısırlık sorunu olan erkeklerin %50’si ila %70’i arasında, varikosel tedavisi sonrasında sperm üretim kalitesi ve miktarında önemli bir gelişme olduğunu göstermiştir.

Testiküler Atrofi

Testislerde küçülme ve işlev kaybı sorunu, başka bir varikosel belirtisidir. Bu durum genellikle spor yapan ergenlerde fiziksel muayene sırasında teşhis edilir. Etkilenen testis genellikle diğerinden daha küçüktür ve tedavi olunması önerilir. Tedavi sonrası etkilenen testis genelde normal boyutuna döner.

Varikosel Tedavisi

Varikosel genellikle tedaviye gerek duyulmayan bir hastalıktır. Ancak varikosel ağrısı, testiküler atrofi veya kısırlık gibi sorunlara yol açıyorsa veya üremeyi engellediği düşünülüyorsa, varikosel tedavisine gerek duyulabilir.

Varikosel hastalığında başvurulan cerrahi süreçte, yeniden normal damarlar içine kan akışını yönlendirmek amaçlanır ve etkilenen damarlar kapatılır. Erkeklerde kısırlık durumunda, varikosel veya kısırlık tedavi edebilir. Varikosel hastalığından dolayı çocuk sahibi olamayan erkeklerde sperm kalitesini arttırmak için varikosel tedavisi yapılabilir ve bu gibi teknikler sayesinde kısırlık tedavi edilebilir.

Varikosel genellikle ergenlik döneminde gelişir ve ortaya çıkar. Bu durum da büyük olasılıkla sperm üretimi ve kalitesini düşürür. Sperm kalitesinde genel bir azalma olmasına rağmen, varikosel ile birçok erkek çocuk sahibi olmak için yeterli sperm kalitesine sahip şekilde yaşamını sürdürür. Varikosel tedavisi genellikle sperm özelliklerini artırır. Ancak tedavi edilemeyen varikosel ilerleyen zamanlarda sperm kalitesinin kötüleşmesine yol açabilir.

Varikosel tedavisi genellikle çok az risk faktörü taşır. Hastaların tedavi sonrasında karşılaşabileceği sorunlar şöyledir:

  • Testis etrafında sıvı birikimi
  • Varikoselin yeniden tekrarlaması
  • Testiküler atrofi
  • Enfeksiyon
  • Atardamarın zarar görmesi

Açık ameliyat

Bu tedavi çoğunlukla genel veya lokal anestezi ile ayakta tedavi bazında yapılır. Genellikle, cerrah kasık bölgesinden damara yaklaşır ve karın ya da kasıkların altında bir kesi ile operasyonu gerçekleştirebilir. Varikosel onarımına dair tıp dünyasında bazı ilerlemelerin olması ile birlikte varikosel ameliyatı sonrası komplikasyonlarda da azalma söz konusu olmuştur.

Bu gelişmelerden biri, ameliyat yapılan bölgeyi daha iyi görmeyi sağlayan cerrahi mikroskop kullanımıdır. Komplikasyonları azaltan bir başka prosedür ise, cerrahlara daha iyi rehberlik eden Doppler ultrason kullanımıdır.

Ameliyattan iki gün sonra normal aktivitelerinize geri dönmeniz mümkündür. İki hafta sonra ise, rahatsızlık etmediğiniz sürece yorucu aktivitelere ve egzersizlere geri dönebilirsiniz.

Laparoskopik Cerrahi

Doktorunuz küçük bir kesi ile varikosel olan damarları onarır. Bu işlem genel anestezi gerektirir.

Perkütan Embolizasyon

Bu işlem ayakta lokal anestezi sonrası yapılır. Radyolog kasıkta bir damara tüp ekler ve monitör üzerinde genişlemiş damarları görüntüler. Ardından tıkalı damarın onarımı yapılır.

4 Ekim 2019 / by / in
Gece Körlüğü Nedir? Belirtileri ve Nedenleri Nelerdir?

Günümüzün en nadiren görülen göz rahatsızlıklarından biri de gece körlüğü rahatsızlığıdır. Toplumda tavuk karası adıyla da bilinen gece körlüğü hastalığı birçok yönleri ile diğer göz hastalıklarından farklılık teşkil etmektedir.

Bazı nedenlere bağlı olarak meydana gelebilen gece körlüğü rahatsızlığı doğuştan oluşabilen bir göz hastalığı olabildiği gibi sonradan da oluşabilmektedir. Bazı belirtilerinin de bulunduğu gece körlüğü hastalığı tedavi edilmediği takdirde zamanla ilerleyebilmekte ve günlük aktivitelerin de ciddi anlamda olumsuz etkilenmesine neden olabilmektedir.

Toplumumuzda daha çok erkeklerde görülebilen gece körlüğü hastalığının geçmiş yıllara göre günümüzde tedavisinde önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Gece körlüğü rahatsızlığı hakkında özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde bilimadamları tarafından başarılı çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Dolaysıyla gece körlüğü rahatsızlığının ileri ki süreçlerde tamamen tedavi edileceği uzmanlarca belirtilmektedir.

Peki gece körlüğü rahatsızlığı nedir belirtileri ve nedenleri nelerdir dilerseniz makalemizin de ana konusu olan bu sorularımızın cevaplarını uzmanlardan derlediğimiz genel bilgiler doğrultusunda sizlere hemen bilgiler sunalım.

Gece Körlüğü Rahatsızlığı Nedir?

  • Gece körlüğü hastalığı göz içi hastalıklardan olup A vitamini eksikliğine bağlı olarak meydana gelmektedir. Doğuştan oluşması durumunda annenin ve bebeğin yetersiz A vitamini alması durumunda meydana gelebilmektedir.
  • Süt, balık, yumurta, ve süt ürünlerinin yeteri kadar tüketilmemesi gece körlüğü rahatsızlığının ana nedenidir.

Gece Körlüğü Hastalığının Nedenleri Nelerdir?

Gece körlüğü hastalığının ana nedeni hakkında bilgiler sunduktan sonra şimdi de diğer sebeplerinin neler olduğu hakkında bilgiler sunalım. Gece körlüğü hastalığının meydana gelmesinde etkin rol alabilen diğer faktörler ise şunlardır;

  • Düzensiz beslenme
  • Gözün fazlaca yorulması
  • Yoğun ışığa maruz kalınması

Tüm bu olumsuz faktörler göz içi korneanın ciddi anlamda tahrip olmasına neden olarak beraberinde gece körlüğü ve diğer göz hastalıklarının meydana gelmesine zemin hazırlamaktadır.

Gece Körlüğü Rahatsızlığının Başlıca Belirtileri Nelerdir?

Gece körlüğü rahatsızlığının en belirgin belirtisi bireyin uzak mesafeyi net olarak görememesi ve akşam vakitlerinde görüş alanının oldukça daralmasıdır. Bu her 2 ana belirtiye ek olarak şu belirtiler de gece körlüğü hastalığının belirtileridir;

Ayrıntıların kolayca seçilememesi: Birey örneğin bir resime veya tabloya bakarken ayrıntıları kolayca seçememektedir. Ayrıntıları kolayca seçebilmesi için resme veya tabloya 10 cm’lik bir mesafeden bakması gerekmektedir.

Ayrıntılar netleştirilemez: Gece körlüğü hastalığının belirtilerinden biri de ayrıntıların tam olarak netleştirilememesidir. Ayrıntıların tam olarak netleştirilebilmesi için neredeyse en yakın göz temasının kurulmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Gece Körlüğü Hastalığına Maruz Kalınmasının Beraberinde Getirdiği Olumsuzluklar Nelerdir?

Gece körlüğü hastalığının beraberinde getirdiği birçok olumsuzluklar bulunmaktadır. Bu göz hastalığına maruz kalan bireyler günlük yaşantılarından birçok olumsuzluklar ile mücadele etmek durumunda kalabilmektedirler.

Örneğin gündüz vakitlerinde dahi trafikte araç kullanma konusunda oldukça zorlanabildikleri gibi akşam vakitlerinde yardım edilmeksizin hareket edebilmeleri de oldukça güçleşebilmektedir. Dolaysıyla gece körlüğü hastalığına maruz kalan bireylerin gündüz ve akşam vakitlerinde hareket etme ve bazı eylemleri gerçekleştirme potansiyelleri oldukça zayıf olabilmektedir.

Gece Körlüğü Hastalığının Tedavisi Var mı?

Gece körlüğü hastalığının şuanda kesin olarak tedavisi bulunmamaktadır. Fakat gece körlüğü hastalığının tedavisi hakkında çalışmalar halen sürdürülmektedir. Gece körlüğü hastalığının tedavisinde geçmiş dönemlere göre çok daha etkili A vitamini takviyeli ilaçlar ve gece körlüğü hastalığının etkilerinin azaltılması açısından oldukça etkili olan dereceli gözlükler kullanılmaktadır.

Bununla birlikte A vitamini takviyesine ek olarak iştah açıcı ilaçlar da uygulanmaktadır. Gece körlüğü hastalığının ileri boyutlarda olmaması durumunda yukarıdaki tedavi seçeneklerinin hastalığı tamamen olmasa dahi önemli bir kısmını tedavi edebildiği uzmanlarca belirtilmektedir. Dolaysıyla bu açıdan gece körlüğü hastalığının tedavi sürecinin başarılı sonuç sunabilmesi açısından hastalığın erken teşhis ve tedavi edilmesi önem taşımaktadır. Dolaysıyla uzmanlar gece körlüğü hastalığının henüz ilk belirtilerinin görülmesi durumunda hemen doktora başvurulması gerektiğinin altını çizmektedirler.

Gece körlüğü hastalığının tedavi seçenekleri hakkında da sizlere bilgiler sunduktan sonra gece körlüğü rahatsızlığı nedir belirtileri ve nedenleri nelerdir hakkındaki makalemizi burada tamamlamaktayız. Sağlıklı günler dileriz.

2 Ekim 2019 / by / in
Ağız Kuruluğu Nedenleri, Tedavisi ve Ağız Kuruluğunu Arttıran Durumlar

Bu yazımızda ağız kuruluğu nedenlerini, tedavisini ve ağız kuruluğunu arttıran durumları maddeler halinde inceleyeceğiz.

Tükürük salgısının yeterli olmaması ile birlikte, ağız içerisinin nemsiz ve rahatsız olması durumuna ağız kuruluğu denilmektedir. Xerostomia ve tükürük bezlerinin hipofonksiyonu, diğer bir deyişle olması gerekenden daha az performansla çalışması sonucu ağız kuruluğu problemi ortaya çıkar.

Bazı sistemik rahatsızlıklar ve kullanılan ilaçlar tükürük miktarını olumsuz etkileyebilir. Normalde ilerleyen yaş ile birlikte salgılanan tükürük miktarının azalması söz konusu değildir fakat yaşlılıkla birlikte kullanılan ilaç miktarı arttığından tükürük salgısı miktarı da azalır.

Ağız kuruluğu neticesinde, dişlerde çürüme, diş eti problemleri, ağız içi yaraları meydana gelebilir.

Diş çürükleri, diş eti hastalıkları, ağız içi yaraları ve virüs enfeksiyonları ağız kuruluğu rahatsızlığının başlıca etkenleridir.

Tükürük bezi hipofonksiyonu ve ağız kuruluğunun önceden anlaşılması ve sonuçlarını engellemek için 3 aşamalı bir teşhis yöntemi uygulanır.

Öncelikle hastanın şikayetleri sorulur. Bu sorular şu şekildedir;

  • Ağız içerisindeki tükürük miktarında ki değişmeler nasıl?
  • Yutkunma güçlüğü çekiyor musunuz?
  • Yemekler de ağzınız kuruyor mu?
  • Kuru gıdalar tüketirken sıvı yudumlama gereksinimi duyuyor musunuz?
Dikkat: İlk maddedeki soruya verilen “çok az yanıtı” ve diğer üç maddedeki soruya verilen “evet yanıtı” tükürük miktarının azaldığını göstermektedir.
  • Tat alma bozukluğu yaşıyor musunuz?
  • Yoğun, yapışkan tükürük hissiniz var mı?
  • Dudaklarınız kuru veya çatlak görünümlü ve kırmızı, çabuk kanayan diş etleriniz var mı?
  • Tekrarlamakta olan ağız içinde oluşan yaralar ve dilin yüzeyinde oluşan kuruluk ve değişiklikler var mı?
  • Diş köklerin de çürükler var mı?
  • Ağız kokusu şikayetleriniz var mı?

Eğer ağız kokusu şikayetiniz varsa bir diğer yazımız olan Ağız Kokusu Neden Olur ve Nasıl Giderilir? konusunu inceleyebilirsiniz.

Ağız Kuruluğu Nedenleri

Ağız kuruluğuna neden olan etkenler aşağıdaki gibidir.

  • Kullanılan bazı ilaçlar; antidepresanlar(depresyon ilaçları), antihistaminikler ve diüretikler (alerji ilaçları),  kardiyovasküler (kalp ilaçları), analjezikler (ağrı kesiciler), antihipertansifler (sakinleştiriciler ve tansiyon ilaçları) gibi reçete edilebilen 400’den fazla ilaç ağız kuruluna neden olabilmektedir.
  • Bir takım hastalıklar; şeker hastalığı (diabet), parkinson hastalığı, sjögren sendromu, hıv/aids ağız kuruluna sebepleri arasında gösterilebilir.
  • Radyoterapi, kemoterapi ağız kuruluğuna sebep olabilir.
  • Alkol ve sigara kullanımı, ağız yolu ile nefes alma ağız kuruluğuna sebep olabilir.

Ağız Kuruluğu Tedavisi

  • Florlu veya ağız kuruluğu için özel üretilen diş macunları kullanılabilir.
  • Dişlerin arasında yemek artıklarının kalmamasına dikkat edilmelidir.
  • Diş yüzeylerine flor uygulaması günlük olarak yapılmalı.
  • Yine florlu ağız gargaralı ile ağız içerisi hijyeni sağlanmalıdır.
  • Diş dolgusu yaptırırken flor serbestleyen dolgu maddeleri kullanılmalı ve amalgam (civalı) dolgular tercih edilmelidir.
  • Sakız çiğnemek,tükürük salgısını artıracağından rahatlık sağlayabilir.

Özellikle geceleri odanızı nemlendirebilir ve yudum yudum su içebilirsiniz. Su bazlı dudak nemlendiriciler kullanılabilir. Bütün bunlar şikayetlerinizi bir nebze de olsa azaltabilir.

Ağız Kuruluğu Şikayetlerini Artıran Durumlar

  • Sodyum lauryl sulfat içeren diş macunları
  • Katkı maddesi olarak içerisinde alkol bulunan gargaralar.
  • Şeker
  • Baharatlı ve asitli gıdalar
  • Alkol ve karbonatlı içkiler
  • Kafein içeren içecekler
  • Sigara kullanmak
  • Tarçın ve limon aromalı sakız ve şekerler
1 Ekim 2019 / by / in
Eşimle Anlaşamıyorum Mutlu Olmak İçin Ne Yapmalıyım?

Herkes mutlu birliktelik ister. Aslında hepimiz şartsız, mutlu ve huzurlu bir evlilik ya da birliktelik istiyoruz. Fakat kimi zaman bazı şeyler istediğimiz gibi olmuyor ve yakınmalar başlıyor “eşimle anlaşamıyorum, mutsuzum, eşimle aram bozuk”…

Eğer her seferinde hüsrana uğruyorsa bu arzularınız bir yerlerde ters giden bir şeyler var. Onlar teker teker bulunup kafası ezilmeli. İşte çoğumuzun bildiği fakat bir türlü uygulamaya geçemediğimiz “mutluluğun bilinen sırları!

Mutluluk daim olsun istiyorsunuz değil mi? Halk arasında kulaktan kulağa duyulan tonla tavsiye var. Bunun çözümü kompleks bir denklem değil. Şarkıda da bahsedildiği gibi “bir sen, bir ben birde bebek” demek kadar kolay.

Mutlu birliktelik ya da evlilik = sevgi ,şefkat, sadakat, aşk ,cinsellik, anlayış, empati gibi klişeleşmiş kalıpların dışında var olan bir durum.
Bu davranış ve duygular elbetteki her şeyin özeti durumunda fakat bu bir ev ödevi niteliğinde. Ödevleri zamanında ve eksiksiz yapan bir öğrenci başarıya ulaşır. Bu bilgiler içselleştirilmeli ve gerçekleştirilmeli.

Biz sadede gelelim artık ve yapılması gereken ödevleri sıralayalım. Hepsini yapmasanız da en azından birkaçı ile “eşimle anlaşamıyorum” diye yakınmaların önüne geçebilirsiniz.

  • Öncelikle bir şeyi asla partnerinizden beklemeyin. Eğer o eylemin yapılmasını istiyorsanız önce siz hayata geçirin. Beklentilere kapılarak sürekli kendinizi yormayın. Beklentiler bir nevi hayal kurmaktır ve gerçekleşmeme riski vardır. Bu durumda üzülen taraf siz olacaksınız.Ona güzel sözleri siz söyleyin, fakat ondan beklemeyin.Bırakın karşılık vermesin, canınızı üzmeyin, sıkılmayın. Sizin karşılık beklediğinizi bilmesi onu mecbur kılarak yoracaktır. Beklentilerinizden vazgeçerek mutlu olabilirsiniz.
  • Beklentilerinizi yok etmek için ilk icraatınızı yapın. Aranmak istiyorsanız, siz arayın. Seni seviyorum denilmesini istiyorsanız siz deyin. Sürpriz istiyorsanız hemen ona bir sürpriz yapın. Mutlu olmanın temelinde, mutlu etmek yatmaktadır.
  • Asla karşınızdaki insanı değiştirmeye kalkmayın. Değişimi kendinizle başlatın. Nasıl ki karşı tarafın kötü huyu varsa sizinde ona kötü gelen huylarınız vardır. Karşınızdaki insanın değişmesini bekleyerek bir ömrü bu beklentilerle harcamak yerine önce siz değişin.
  • Egolarınızı tatmin etmek için onu kısıtlamayın.”Ben izin vermediğim için yapmadı/yapmıyor” demek yerine özgür bırakın ve ona güveninizi gösterin. Karşınızdaki insanın özgüven duyması ve özgür olması onun mutlu olmasını sağlar. Karşınızdaki insanı mutlu etmekte sizi mutlu eder.
  • Tasvip etmediğiniz bir davranışla mı karşılaştınız? Ön yargıdan uzak durun ve anlamaya çalışın. Derhal kızmak, bağırmak ya da daha öteye giderek şiddete başvurmak ne size nede ona olumlu katkı sağlar. Hatta onu şaşırtın ve gülümseyerek onun eteğindeki taşları dökmesini sağlayın. Onun kötü davranışı karşısında sizin gülümsemeniz onu yumuşatacak ve utandıracaktır.
  • Saygı isteyen ,saygılı insanlar olun. Önce saygıyı kendiniz gösterin sonra karşıdan bekleyin.

Hayat mutlu olmayı beklemekle geçmez. Zaten topu topu 75 yıl ömür var. O da bir bakmışsınız geçmiş. Mutlu olarak daha uzun ömürler geçirin. Sağlığınızdan olmayın. Gururlanmayın. Sol tarafınızdaki kuyruklu şeytana değil, beyaz kanatlı meleğe uyun. Bu yazıdan sonra da bir daha da lütfen “Eşimle anlaşamıyorum” demeyin. Sağlıcakla…

29 Eylül 2019 / by / in
Cilt Alerjisi

İnsan vücudu oluşum itibariyle deri denilen bir kılıfla çepeçevre sarılı bir haldedir. Parmaklardan kollara, göğüs bölgesinden sırta, bacaklardan başa kadar vücutla bütünleşmiş durumda bulunan deriye “ten” adı verilir. Özellikle tıp dilinde ten, “cilt” olarak tanımlanır.

Hastane gibi sağlık kurum ve kuruluşlarında cildiye, dermatoloji gibi bölümler bu konudaki hastalıklarla ilgili inceleme ve tedavi süreçleriyle ilgilenir. Sağlık bilimleri literatüründe ciltle ilgili birçok hastalık teşhisi konulmuş ve tanımı yapılmıştır.

Cilt alerjisi çeşitleri bunlar arasında sayılan rahatsızlıkların başında gelir. Bu yazımda sizlere cilt alerjisinin nasıl meydana geldiğini, ne gibi belirtilerle varlık gösterdiğini ve tedavisinde hangi yöntemlerin uygulandığından bahsedeceğim.

Alerji nedir?

Çeşitli etkenlere hastalık derecesinde gösterilen olağandan fazla tepkiye “alerji” denir. Birçok faktör alerjiye neden olabilir. Ağız yoluyla alınan besinler, polen gibi doğada uçuşan organik yapılar, kokular ve ilaçlar bu faktörler arasında tespit edilmiştir.

Herhangi bir kişinin bunlar dışında da birçok şeye alerjisi bulunabilir. Alerji, anlaşılma süreci uzarsa kişiye ciddi anlamda rahatsızlık verebilir. İnsan derisinde farklı sebeplerden ötürü çeşitli yaralar oluşabilir, görünüm değişmeleri meydana gelebilir ve kaşınma gibi rahatsızlıklar duyulabilir. Bunlar genel olarak cilt alerjisi ile alakalı sorunlardır.

Ama bu tür sonuçların nedenlerini sadece alerjiye bağlamak mümkün değildir. Bu durumda cilt konusunda uzmanlaşmış bir dermatoloğa görünmek; doktorun bilgi dağarcığıyla kişinin gözlediği belirtileri sonuçlarıyla beraber değerlendirme süreci sonrasında bir karar vermesi önemlidir. Alerjik olmayan durumlar, örneğin sürtünme dolayısıyla meydana gelen kızarıklık ve aşınma gibi, kısa süre içinde geçerek hasta sağlığına kavuşacaktır.

Alerjik reaksiyonlar karşısında tedbirli olabilmek adına alerjinin tanımlamasının yapılması elzemdir. Bu durumda cilt alerjisi neden olur? Sorusu akıllara gelecektir. Bu sorunuz için verdiğim cevabı okumaya hemen alttaki paragraftan başlayabilirsiniz.

Cilt Alerjisine Neler Neden Olur?

İnsan derisi, yani ten olarak da tanımlanan cildimiz, son derece hassas bir yapıya sahip olup bilumum etken dolayısıyla tepki gösterebilir. Bu tepki, yeri geldiğinde yaşam kalitemizi düşürebilecek boyutlara ulaşabilir; sadece sağlığımızı olumsuz yönde etkilemekle kalmayıp estetik olarak da bize zarar verebilir. Dış görünüşteki bu negatif değişimler psikolojik bağlamda da hasar görmemize neden olabilir.

Böylece farkına varılmayan veya doğru yöntemlerle muayenesi yapılmayan bir alerji büyük problemlere yol açabilir. Bunun için cilt alerjisi belirtileri iyi bilmeli ve kendimizde meydana gelen farklılıkları analiz edip doktora başvurarak sağlığımızı tehdit eden bu unsurlarla etkili bir mücadeleye girişmeliyiz.

Kalitesiz ve son kullanma tarihi geçmiş rujlar, allıklar, rimeller ve fondötenler gibi makyaj malzemelerinin yanında parfüm, şampuan, sabun gibi birtakım kozmetik ve temizlik ürünleriyle birlikte güneş, polen, rüzgar gibi etkenler cilt alerjisine neden olabilir.

Bunların dışında bazı gıda maddelerinin alınması ve yün, plastik ile ahşap gibi çeşitli yüzeylerle temas kurulması halinde alerjik belirtiler ortaya çıkabilir.

Ayrıca bazı insanların boyaya karşı da ten hassasiyeti duydukları bilinen bir gerçektir. Neye hassasiyetimiz olduğunu anlamak için bazı testler uygulanabiliyor olsa da kendi kendimize yaptığımız gözlemin ve deneme yanılma yönteminin önemini asla göz ardı etmemeliyiz. Örneğin birkaç kez yün kazak giydiğimizde karşılaştığımız kızarıklık durumunun bir alerjiyle tanımlanması muhtemeldir.

Yanma Hissine Dikkat

Vücutta kızarıklık oluşması, bölgesel yanma hissi, artan duyarlılık, kaşınma, şişme ve sızlama gibi birbirinden farklı belirtilerle ortaya çıkabilen cilt alerjileri ile ilgili illa bir cildiye uzmanına danışmanızı öneririm. Çünkü bu belirtiler cilt alerjileri ile ilgili olabileceği gibi deriyle alakalı bambaşka hastalıkların da habercisi olabilir.

Kaldı ki cilt alerjisi salt kendisi olarak bile yeterince önemli bir hastalıktır. Deride döküntü olarak da var olabilen cilt alerjileri gerekli tedavi süreci uygulanmadığı takdirde türüne göre vücutta yayılarak daha sorunlu bir sürece doğru yol alabilir. Bazı ilaçların yan etkileri dolayısıyla meydana gelen kurdeşen bir tür döküntüdür. Tıp dilinde “ürtiker” olarak da söylenen bu hastalık kaşıntıya neden olmasıyla bilinir.

Mutlaka Bir Doktora Başvurulmalı

Bedenimizi dış etkilere karşı sürekli yenilenen bir çeper olarak koruyan derimiz sağlığımız için oldukça önemlidir. İyileşme özelliğine sahip olan cildimizi başta güneşin zararlı ışınları olmak üzere dış etkilerden korumamız gerekir. Zaten gayri ihtiyari olarak davranışsal bakımdan da buna dikkat ederiz.

Ancak alerji gibi karşı koyamadığımız bazı rahatsızlıklarla karşılaşmamız da olasıdır. Üstelik alerjiler yaygın olma durumu açısından en çok karşılaşılan hastalıkları içindedir. Özellikle cilt alerjisi gibi vücutta yayılma alanı hayli geniş olan bir türe azami dikkat ve özen göstermeliyiz. Alerjik reaksiyon olduğunu düşündüğümüz bir belirti varsa, bu durumda en yakın sağlık kuruluşuna giderek bir hekimle görüşmeli ve tıbbi bir inceleme sürecine dahil olmalıyız.

Cilt Alerjisi Tedavisi

Sağlık kuruluşlarının cildiye servislerinde hizmet veren dermatologlar, bilgi ve tecrübeleri ile kendilerine başvuran hastaların iyileşmeleri veya o hastalıkla olabildiğince uyum içinde yaşamaları için ellerinden geleni yaparlar.

Cilt uzmanı doktorlar, uygun gördükleri yöntemlerle cilt alerjisi ile ilgili çeşitli tedaviler uygularlar. Eğer bir cilt alerjisi rahatsızlığınız varsa bir doktora muayene olmanızın gerekli olduğunu düşünüyorum.

Alerjen Saptanmasının Önemi

Alerjinin, vücudun bazı şeylere karşı verdiği aşırı tepki olduğunu önceki paragraflarda söylemiştim. Alerji tedavisinde, ilk ve hatta en önemli basamak, yapılabiliyorsa alerjenin saptanmasıdır. Peki, alerjen nedir?

Alerjen, alerji yapıcı etken maddelerdir, yani alerjiye sebep olan herhangi bir şeydir. Bu yenilen bir besin, deriye sürülen bir merhem veya doğa gezintisi sırasında temas edilen bir bitki olabilir. Alerjenin ne olduğu bulunabildiği durumda ilerleme kaydetmek daha kolaydır.

Cilt Alerjisinde İlaçla Tedavi Uygulanır Mı?

Cilt alerjisinin meydana getirdiği belirtilerin şiddetine göre bu hastalığın tedavisinde ilaç kullandırma yöntemi söz konusu olabiliyor.

Şiddetin az olması durumunda tene sürülen ilaçlar, daha fazla olması durumundaysa ağız yoluyla alınan ilaçlar cilt tedavisi yönteminde kullanılıyor. Eğer alerjen saptanabilmişse onunla en az ilişki kuracak şekilde yaşamanın cilt alerjisi konusunda yapılabilecek en iyi şey olduğunu söyleyebilirim.

Bebeklerde Cilt Alerjisi

Derimiz doğduğumuz andan, hatta henüz ana rahminde yaşadığımız günlerde bizi sararak koruyan bir vücut örtüsüdür. Doğumdan ölüme kadar geçen bir hayat döngüsünde derinin hassas olma durumu geçerliliğini korur. Ancak yanık gibi başka hastalıklar mevcut değilse bu hassasiyet en çok bebeklik döneminde yaşanır.

Bebeklerin ana rahminden dünyaya çıktıklarında pek çok şeye karşı doğal savunması henüz gelişmemiş olur. Bu yüzden bebeklerin deriyle ilgili duyarlılıkları da üst seviyede önem arz eder. Tıpkı bir yetişkin gibi bebekler de cilt alerjisine yakalanabilirler. Henüz sıkıntıların dile getirilmesi veya anlatılması konusunda yetersiz olunan bebeklik döneminde cilt alerjisi kesinlikle çok daha ciddiye alınması gereken bir türdür.

Bebeklerde görülen cilt alerjisi farklı şekillerde sınıflandırılabilir. Onlardan birini şöyle sıralayabiliriz:

  • Yiyecek ve içecek kaynaklı olanlar.
  • Nazal alerjiler
  • Evcil hayvanların salyaları ve tüylerinden ötürü oluşanlar
  • Mevsimlik(hava şartlarına bağlı olarak) meydana gelenler
  • Diğer sebeplerin etkisiyle gerçekleşen cilt alerjileri.

Bu yazımda sizlere derimizin öneminden başlayarak alerji tanımını yaptım ve “cilt alerjisi nedir?” sorusuna bir cevap aradım. Bunlarla beraber cilt alerjilerinin belirtilerinden ve tedavi yöntemlerinden konuşarak bebeklerdeki cilt alerjisine değindim. Unutmamak gerekir ki cilt alerjisi önemli bir rahatsızlıktır.

27 Eylül 2019 / by / in